23 Aralık 2005

Kurban Bayramı Gezi Alternatifleri

UZAKLAR


Bayramlarımız haftaiçine denk gelip 9 günlük tatil şansı yarattımı gezginlerin kanı bitlenir! Kafasında dönmeye başlar gezi programları... Arkadaşlara sorurulur “Napcaz?”, “Nereye gitsek?”, internetten ve gazetelerin seyahat sayfalarından “Kurban Bayramı Turları” aramaları yaptırır ve bu tatlı telaş sürer gider.

Kurban bayramı 2006 yılının ilk tatili olarak gezginlere yeni yıl hediyesi gibi geliyor. 06 Ocak, Cuma akşamından 15 Ocak, Pazar gecesine kadar başta Istanbul olmak üzere büyük şehirlerimiz boşalacak, herkes biryerlere gidecek. Belki yurtiçinde bir tatile, belki de akraba ziyaretine gidilecek?

2006 yılbaşı gezi alternatifleri için zaman kısıtlaması nedeniyle uçuş süresi 4 saati geçmeyen ve genelde Avrupa şehirlerini kapsayan programlar önermiştim... bir başka değişle “Yakınlar”ı yazmıştım. Bu sefer uçuş süresini düşünmeden, ilginç ve keyifli maceralar yaşanabilecek “Uzaklar”ı yazıyorum! İşte 4 kıtadan önerdiğim Kurban bayramı tatili için gezi alternatifleri:

Kuzey Amerika

Karayipler Miami’den kalan kruvazörlerle Karayip Denizi’nde gezinmek ilginizimi çekiyor? Bu aralar tekrar moda olan ve ülkemizde de oldukça talep gören “cruise”lardan birine katılabilirsiniz. Farklı bir deneyim olacağı kesin! Hem artık sadece emekliler ve ortalamanın altında zekaya sahip Amerikalılar katılmıyor bu turlara! Çeşitli rotalara sahip ve 5 yıldızlı otel konforu sunan kruvazörlerde eğlenceli vakit geçirebileceğiniz gibi limanlara uğradığında Karayip Adalarını da gezebilirsiniz. New York Bu şehri ya çok seversiniz ya da nefret edersiniz! Aslında birçok noktadan bakıldığında Istanbul’a çok benzer. İki yakada (Manhattan ve Brooklyn) kurulmuştur, telefon kodu 212’dir ve ülkenin ekonomik başkentidir. Kozmopolit bir yapının, kargaşanın ve trafiğin bulunduğu New York diğer taraftan inanılmaz güzellikler sunar. Soho, İtalyan Mahallesi, Central Park, Midtown’da bulunan alışveriş caddeleri, dünyaca ünlü müzeleri, Times Square ve bu bölgede bulunan tiyatrolar mutlaka görülmesi, yaşanması gerekir. New York’la ilgili de bir yazıyı ilerliyen zamanda paylaşıyor olucam... Los Angeles ve civarı Hollywood? Disneyland? California şarapları? Dünyanın en büyük “casino”ları? San Diego plajları?... Hangisi ilginizi çekerse çeksin bu bölge bayram tatilinizi keyifli geçirmenize yetecek atraksiyonu size sunacaktır. Bu birazda sizin ve birlikte seyahat ettiğiniz kişilerin keyfine ve zevkine kalıyor. Ama çocuklarınızla gidiyorsanız en az 2 günü Disneyland’a ayırmanızı şiddetle tavsiye ederim. Florida’daki kadar olmasa da oldukça eğlenceli ve keyifli.

Afrika

Safari (Kenya-Tanzanya)
Birçoğumuzun filmlerde veya belgesellerde görüp ilgi duyduğu, merak ettiği bir olaydır Safari. Afrika’nın doğal park adı altında korumaya alınmış savanlarında ve ovalarında kendi doğal ortamlarında özgürce yaşayan hayvanları yakından görmek elbette enteresandır.

Safari için en ideali Doğu Afrika’da Kenya ve Tanzanya sınırında gerçekleşendir. Doğal hayat ülke ve sınır tanımıyor tabi! Çeşitli türler içgüdülerine ve mevsime göre birbirine yakın ama farklı zamanlarda bu iki ülke arasında sürekli göç etmekte. Safari, genel olarak yapılabildiği gibi tek bir tür üzerine de odaklananları var. (Örn: Aslan Safarisi) Seçim sizin elbette!

Safari Nisan-Mayıs-Haziran ayları hariç tüm yıl yapılabiliyor...daha doğrusu öneriliyor. Bu bayram tatilinde kendisini Afrika doğal hayatına atmak isteyenler için güzel ama ne yazık ki masraflı bir alternatif.

Güney Afrika
Eğer safari programı size çok zorlayıcı ve “fazla” geliyorsa Güney Afrika güzel bir alternatif olabilir. Hatırlatırım şu anda o bölge yaz mevsiminin tadını çıkarıyor. Johannesburg ve Cape Town şehirleri programın olmazsa olmazlarıdır zaten. Ama bu ülke sizi şaşırtacak özelliklere de sahiptir. Dar kapsamlı ve organize bir “light safari” yapabileceğiniz gibi Afrika kıtasının en uç noktasına (Umut Burnu) gidebilir hatta penguenleri bile görebilirsiniz. Kumar meraklıları için önerim Sun City. Ülkenin ve bölgenin Las Vegas’ı olarak bilinen şehir çeşitli eğlence alternatiflerini ziyaretçilerine sunuyor... ama paranız cebinizde kalsın siz eğlenmenize bakın!

Uzakdoğu-Asya

Tayland

Bangkok – Phuket ikilisi ülkemizde belki de en çok bilinen Uzakdoğu turudur. Boşverin oraları, bu ikisi oldukça turistik artık. Size tavsiye edeceğim noktalar ise çok farklı. “Beach” filmini izlemiş olanlar için görüntüleri oldukça tanıdık olan Koh-Phangan ve Koh-Tao adaları deniz-güneş-eğlence arayanlar için ideal.

Bu adaları diğerlerinden ayıran iki önemli özelliği de belirtmeden geçemem:
Koh-Phangan’da her dolunay zamanı “fullmoon party” yapılıyor elektronik müzikten hoşlananlar için süper bir ortam sunuyor. “Rave” size birşey ifade ediyorsa kaçırmayın. Koh-Tao ise dalış meraklılarına inanılmaz su altı güzellikleri sunuyor.

Hindistan
İşte oldukça iddalı bir alternatif! Eğer daha önce bir Uzakdoğu ülkesine gitmediyseniz ve hijyen sizin için çok önemliyse hiç heveslenmeyin. Hindistan gerçekten çok farklı bir ülke. 3 haftalık turumda benim dünyam değişti diyebilirim ancak çok zorlayıcı olabiliyor. Ayrıca Hindistan’ı keşfetmek istiyorsanız 5 yıldızlı oteller ve lüks turlar kesinlikle kullanılmamalı. Mütevazi ama temiz pansiyonlarda kalarak, uzun tren yolculukları ile seyahat etmeli ve esnaf lokantalarında (Biz Türkler alışığız, bol kola içtinizmi hiçbir şey olmuyor J ) tadılacak Hint mutfağının eşsiz tatlarına varılmalı.

Hindistan’ı ayrıca yazıcam ama öyle tek yazıda bitecek gibi değil... pek yakında uzun uzun burada!

Burma-Kamboçya
İşte insanın gözünü korkutan ama gidilirse mutlaka keyif alınacak bir kombinasyon. Özellikle tarihi şehirleri ve bakir plajları ile sizi şaşırtacak. Bu alternatifi daha önce birçok yer gezmiş ve bu sefer ne yapsak diyenler için listeme aldım... yeni gezginlere önermiyorum.

Malezya
Uzakdoğu’da lüks ve keyif arayanlar için Langkawi’yi öneriyorum. Ancak otelinizi seçerken özen göstermenizi tavsiye ederim zira tesisler dışında çok fazla hayat olmadığı yönünde duyumlar alıyorum. Henüz gitmediğim için elçiye zeval olmaz!


Güney Amerika

Brezilya-Arjantin-Şili-Peru farklı kombinasyonlarla gidilebilecek ülkeler ve her biri farklı maceralar sunuyor. Arjantin’le ilgili yazımda burası hakkında detaylı bilgi vermiştim. Diğerleri ile ilgili tavsiye vermek gerekirse;
- Rio Karnavalını kaçırıyorsunuz ama olsun... Copacabana’da salınabilirsiniz
- Şili’nin deniz ürünleri ve şaraplarını mutlaka denemelisiniz
- Peru, bilinen dünya medeniyetlerinin en önemlilerinden biri olan İnka Medeniyeti’ne ev sahipliği yapmıştır... Cuzco ve Machu Picchu’yu mutlaka görmelisiniz. Bütün bunları bu bayram seyahatinde yapabilmek pek mümkün olmadığından içlerinden ikisi seçilip gidilebilir ;)

Yakınlar Farklı alternatifler ve daha YAKINLAR için "Yılbaşı Gezi Alternatifleri" yazısı da ilginizi çekebilir... >>>

Uçuş / Sağlık / Vize Önerileri

Bu yazımda önerdiğim pek çok tatil alternatifi birden çok ve uzun uçuşlarla ulaşılabilecek noktalar. Milli havayolumuz THY pek çoğuna zaten uçuyor.

Size önerim aktarmalı uçuşlardan korkmayın! Aksine doğru planlarsanız yol üzerinde farklı şehirleri de görme imkanınız olabilir. Örneğin Uzakdoğu ve Afrika uçuşlarını Doha (Qatar Airways) veya Dubai (Emirates) üzerinden yapabilir, gidişte veya dönüşte bir gece kalabilirsiniz. Bu sayede saat farkının etkilerinide azaltmış olursunuz. Aynı şekilde ABD’ye yapacağınız uçuşlarda Londra (British Airways), Güney Amerika’ya olan uçuşlarda Madrid (Iberia) ara noktaları enteresan olabilir.

Gideceğiniz bölge alengirli ise (mesela Afrika) gitmeden gerekli aşıları olmanızı öneririm. Sakın gidip özel hastanelere para vermeyin. Karaköy Limanı’nda Sağlık Bakanlığı’nın gemiciler için merkezi var. Sadece aşının ücretini ödeyip aşılanıyorsunuz. Benim “Sarı Humma” aşım var mesela... ya sizin? :) Ayrıca bu tip uzun seyahatlere çıkarken “seyahat sigortası” yaptırmanızı tavsiye ederim. Dünyanın binbir türlü hali var, yabancı ellerde bayılmayın paracıkları!

Son olarak vize konusunda hatırlatmalar yapmak istiyorum. Gideceğiniz ülkenin Türk Vatandaşlarından vize isteyip istemediğini kontrol edin. Eğer gerekliyse vakitlice ilgili ülkenin vizesini alın. Vize gerekmeyen bir ülkeye gidiyorsanız pasaportunuzun en 3 ay (genelde 6 ay) geçerli olduğundan emin olun.

İyi bayramlar, iyi tatiller...

borga
Yol Gidenindir!

25 Kasım 2005

2006 Yılbaşı Gezi Alternatifleri

Yılbaşı Gezi Alternatifleri


Gezginler için her tatil bir fırsattır! Cuma veya Pazartesi gününe denk gelen resmi bayramlar yabancıların “long weekend” diye tabir edilen haftasonu kaçamakları için, hafta ortasına denk gelen dini bayramlar ise uzun tatiller için idealdir. Yeni yıla dünyanın farklı bir noktasında girmek ise bunlardan biraz farklıdır. Amaç tatilden öte farklı bir deneyimi yaşamaktır...


Bu sene 31 Aralık Cumartesi, yılbaşı tatili de Pazar günü :( Açıkçası gezginler için bir “long weekend” şansı tanımıyor ama yeni yıla yurtdışında girmek isteyenler veya önümüzdeki yılbaşı için fikir için bu sayımızda çeşitli alternatiflere göz atıyor olacağız.

UPDATE
2007 Yılbaşı Kurban Bayramı ile birleşmekte ve köprü yapabilenlere 9 günlük uzun bir tatil fırsatı sunmakta. Bu yazıdaki önerilere ek olarak UZAKLAR yazısındaki tavsiyeler de ilginizi çekebilir. >>>


Uzun uçuşların mümkün olmayacağını düşünerek önerilerimizi 4 saati aşmayan uçuşlarla ulaşılabilecek şehirlerden oluştuduk. Genelde tüm Avrupa ülkelerinde esas olan 24 Aralık, Noel gecesi olduğundan Kasım sonundan itibaren her taraf süslenmiş ve yeni yıl havasına yavaş yavaş giriyor olur. Bu nedenle kriterimiz şehirlerin güzelliği veya görülmesi, gezilmesi gereken yerler değil program alternatifleri olacak.

Romantik Alternatifler

Prag
Bugüne kadar gördüğüm en romantik şehirlerden bir olan Prag’da eşiniz veya sevgilinizle unutulmaz bir program yapabilirsiniz. Cumartesi gündüz kaleyi, eski şehri turlayıp Paris Caddesinde veya meydan yakınlarında güzel bir yemek yedikten sonra Charles köprüsüne yürüyüp, muhteşem Prag manzarasına karşı yeni yılı karşılayabilirsiniz. Romantizm garantimzdedir!
(Uçuş süresi 2 saat 15dk)

Paris
Avrupa’nın belkide en romantik şehri kabul edilen Paris’te yapacak bir çok şey var... Sadece yılbaşına girmek için gittiğinizi düşünürsek –ki bu ğrogramı oldukça kısıtlıyor- gündüz Şanzelize’de dolanıp yeni yılı Eyfel kulesinin etrafında veya romantik bir mekanda karşılayabilirsiniz. Eminim birkez daha ziyaret etmek için plan yapmaya daha oradayken başlarsınız :)
(Uçuş süresi 3 saat)


Eğlenceli Alternatifler

Londra
Aslında eğlenceden ne beklediğinize göre de değişebilir Londra programınız... Dünyanın birkaç metropolünden biri olan Londra size onlarca alternatif sunar. İsterseniz bir müzikal veya tiyatro izleyip sonrasında Trafalgar meydanında elinizde şampanyanızla yeni yılı karşılayabilir, isterseniz Soho barlarında, isterseniz bir “club”da. Alışveriş de işin ekstra tarafı, sevenler için bulunmaz fırsat. Ministry of Sound ve Fabric belki nightclub olarak en trendy yerler olmayabilir ama mutsuz da ayrılmazsınız.
(Uçuş süresi 4 saat)

Amsterdam
Gerçekten eğlenmek, coşmak ve kopmak isteyenler için tek adres...
İster sokakta, ister kanallarda gezen teknelerde isterseniz bir “club”da girin yeni yıla. Her şekilde eğleneceğinizi garanti ediyorum. Detaylı bilgiyi Amsterdam yazimda bulabilirsiniz ;)
(Uçuş süresi 3,5 saat)

İbiza
Clubbing, techno, parti, dans size çok şey ifade ediyorsa ve eğer halen İbiza’ya gitmediyseniz işte size fırsat. Uçaktan inip kutlamalara başlayabilir, hiç uyumadan tekrar uçağa binip dönebilirsiniz. Belkide en yorucu program alternatifi İbiza!
(Uçuş süresi, bağlantınıza göre değişir, minimum 4 saat diyelim)


Enteresan Alternatifler

Beyrut
Bugünlerde tekrar yıldızı parlayan, Ortadoğu’nun Paris’i diye adlandırılan Beyrut’un gece hayatı Istanbul’la yarışır halde. Geyik bir yılbaşı geçirmek istemiyorsanız mutlaka bir Beyrutlu tanıdığınız olması gerekir zira bizdeki gibi mekanları bilmek ve daha da önemlisi giriş sorunu yaşamamak gerekiyor. !!! Update: Savaştan sonra bu alternatif geçersiz kalmıştır diyenler yanılıyor, halen enteresan bir alternatif ve fiyatlar ucuzladı ;) !!!
(Uçuş süresi 1,5 saat)


Alp Dağları (Avusturya veya İsviçre)
Kuşkusuz bu alternatif diğerlerine göre en sakin olanı kabul edilebilir. Avrupa’nın zirvesinde, karlarla kaplı küçük dağ köylerinde, muhteşem manzaralara karşı, elinizde bir kadeh şarapla yeni yılı karşılayabilirsiniz. Elbette gideceğiniz dağ köyünün de farkı olacaktır. Örneğin St.Moritz Avrupa’nın en pahalı ve etkinliği en bol olan yeridir ;)
(Uçuş saati 2 saat 45dk)


Değişik Olmak İsteyenlere

Dubai
Yeniyılı bronz bir tenle ve sıcak (!) bir ortamda karşılamak istiyorsanız körfez bölgesinin en modern şehri sizi bekliyor. Alışveriş meraklıları için özellikle elektronik eşyada cazip fırsatlar sunuyor. Yeni yılı muhtemelen kalacağınız otelin düzenleyeceği gecede karşılarsınız. Bir Arap ülkesinde yılbaşı kutlamak biraz zorlama bir hareket ama olsun varsın. O yüzden değişik olmak isteyenlere öneriyoruz zaten.
(Uçuş saati 4 saat)

İsveç
Buranın nesi enteresan demeyin. Kuzey Kutbu yakınlarında her sene yeniden kalıp kalıp buzlarla inşa edilen ve baharın gelmesiyle eriyip giden “Ice Hotel” gerçekten çok enteresan! Zaten 2 geceden fazla kalamıyorsunuz... (Hem sağlık hem de maddi nedenlerle) Herşeyden uzakta ve en değişik yılbaşı programını yaşayıp millete “vay be!” dedirtmek istiyorsanız elinizi çabuk tutun, internetten araştırmaya başlayın. Bir benzeri otel de Finlandiya’da var.
(Uçuş saati 3+1 toplam 4 saat)

Uçak
31 Aralık gecesi saat 22:30 – 23:00 gibi kalkacak bir uçağa yer ayırttın ve yeni yıla “havada” girin. Hatta şanlıysanız, uçağın rotasına bağlı olarak (saat farkından dolayı) iki kez yılbaşı kutlayın. Uçağın rötar yapma riskini unutmayın ve buna göre bir havayolu ve uçuş seçin. Bazı havayolları bu uçuşlarda sertifika bile veriyorlar.
(Uçuş saati doğal olarak seçtiğiniz uçuşa bağlı... :) )


Ben neredeyim?
Bir son dakika çılgınlığı yapmazsam, muhtemelen Istanbul, Nişantaşı’nda elimde bir kadeh içki ile 2006’ya merhaba diyicem. Seneye yılbaşı bayram tatiline denk gelecek, o zaman alternatiflere bakarız artık!


borga
Yol Gidenindir!

20 Kasım 2005

Yılbaşı ve Bayram

Bu sene yılbaşı haftasonuna denk geliyor ama kurban bayramı öyle bi oturuyorki haftanın ortasına... tatili düşünmeyenlerin bile beyni bi karıncalanıyor!

2006 yılbaşını muhtemelen pas geçip bayrma bi program düşünüyorum ammmma burada paylaşmıyorum... uzaklarda olucam ;)

Hatta önce ilgilenenler için yılbaşı program alternatiflerini (kısa uçuşlu) sonra da 9 günlük bayram tatili için (uzun uçuşlu) program alternatiflerini yazıyor olucam...

UPDATE
2007 yılbaşı ile bayram iç içe ve Kurban Bayramı haftanın 3 günün yediği için gezginlere gün doğdu. Köprü yapabilmeyi başaracaklar için yeni yıla yurtdışında girmek de dahil 9 günlük bir tatil imkanı sunuyor ;)

Tavsiyelerim için UZAKLAR yazısı okunabilir...

borga

25 Ekim 2005

İsrail - Kudüs / Tel-Aviv Gezisi

Kutsal Şehir Kudüs

Bu yazımda, dünya üzerinde hüküm süren 3 semavi dinin kutsal kabul ettiği dünya üzerindeki tek şehir olan ve bu özelliği nedeniyle yüz yıllardır çeşitli ihtilaflara sebeb olan, zamanın durduğu Kudüs (Jerusalem) ve İsrail'in modern yüzü olan Tel-Aviv şehirlerine uzanıyoruz...

Kudüs’e 1998 yılında gerçekleştirdiğim İsrail gezisi dahilinde gittim ve iki gece kaldım. Bir aile dostumuz Tel-Aviv Hilton’a genel müdür olarak atanmıştı ve bizi bayram tatilini geçirmek üzere davet etmişti. Annem Istanbul’dan ben ise eğitim için bulunduğum Zurih’ten farklı uçaklarla aynı gün Tel-Aviv’e varmıştık. (Bu detayların sebebi var) O gece Kudüs gezisinde bize eşlik edecek rehberle tanışıp önümüzdeki iki günün planını yaptık. İçimde garip bir heyecan vardı... Garsonun kahveme süt koymayı red etmesine bile fazla takılmamıştım!

Kudüs Yolunda

Ertesi sabah erkenden yola çıktık. Memleket enine, yani Tel-Aviv’den Kudüs’e yaklaşık 100km filan. Yol boyunca önce radikal musevilerin yaşadığı, Cuma günleri trafiğe bile kapatılan mahalleden geçtik. Biraz yol aldıktan sonra, hani haber bültenlerinde sıkça duyduğumuz Ramallah sağ tarafımızdaydı. Tüm bu olaylar şuncacık yerde mi oluyordu???

Kudüs’e varır varmaz eşyaları otele atıp kendimizi şehri keşfetmeye başladık. İlk durağımız otelin çok yakınında bulunan son olarak Osmanlı’lar tarafından inşa edilmiş şehir surlarıydı. Sırtımızı surlara verip karşıya baktığımızda gördüğümüz tepe Hz. İsa’nın son yemeğini yediği Zeytin Dağı (Olive Mountain) duruyordu. Zeytin Dağı’na giderken İsrail Meclisi önünde duruduk. İsrail, Kudüs’ü başkenti ilan etmiş ve meclisini buraya taşımış fakat tüm ülkeler başkent olarak halen Tel-Aviv’i kabul ediyor ve elçiliklerini burada bulunduruyor. Tezatlar ülkesi olan İsrail için yadırganacak bir durum olmasa gerek.

Zeytin Dağı

Burası gerçekten insanı etklliyor! Düşünün ki Hz.İsa’nın yürüdüğü yerdesiniz... Rehberimiz durmadan anlatıyor ve bize hayal etmek kalıyor. Son yemek, buradan götürülüş, çarmıha geriliş gibi bir çok öykü ardı ardına zihnimde canlanıyor. Şehre dönerken durduğumuz bir noktada rehberimiz 7-8 evden oluşan bir mahallecik gösteriyor. Burası için Filistinliler ile İsrailliler birbirlerini yiyormuş ama öyle kavga gürültüyle değil. Evleri kim kimden satın alacak diye!

Mescid-i Aksa (El Aksa)

Öğle namazının bitmesini takiben, Kudüs dendiğinde aklımıza düşen, o muhteşem yere gidiyorduk... Şehrin dar sokaklarında yürürken rehberimiz bizi bilgilendirmeye devam ediyordu. Şu anda Kudüs’ün Ermeni mahallesindeyiz... Köşeyi dönüyoruz, hooop Kudüs’ün Musevi mahallesindeyiz... biraz ilerliyoruz, tanıdık kokular bildik yüzler etrafımızda... Kudüs’ün Müslüman mahallesindeyiz! Herşey içi içe!

Ve yolun sonunda demir bir kapı ve bekleyen bir bekçi. Evet, Müslümanların ilk kıblesi olan, kutsal Mescid-i Aksa’nın dış avlusunun kapısındaydık.
- Selamünaleyküm
- Aleykümselam
- (Bekçi bana ve anneme bakarak) Sadece Müslümanlar girebilir
- Elhamdülillah
- (Bekçi inanmıyarak) Pasaportlarınızı göreyim
- (hazırlıklıyız tabi)


İnanılmaz bir yer... Altın kubbenin son hali yine Osmanlı’dan tabi! İçeriye doğru yürüyoruz ve ana kapıya geliyoruz ve bir bekçi daha.
- Müslümanmısınız
- Elhamdülillah
- Türk müsünüz?
- ???!! Eeveeet
- (eliyle işaret ederek) buyrun


İçerideyiz :) Garip bir huzur ve dinginlik var... Annem hazır gelmişken diyerek çoktan dua etmeye başlamış. Ben de tüm sevdiklerim ve kendim için dua ettim. Ardından, bence daha da enteresan olan, Hz. Muhammed’in miraç sırasında üstünde olduğu kayayı gördük, dokunduk.

Kudüs’ün alışveriş caddesinde verdiğimiz keyifli bir akşam üstü molasının ardından otelimize dönüp kendimizi önce yemeğe ardından odaya attık. Gece uykuya dalarken aklımdan geçenler ise oldukça karmaşık, biraz da mistik düşüncelerdi. Binlerce yıllık bir tarihin ötesinde 3 semavi dinin kutsal şehri olan bu yerde akıl-mantık-şuur farklı çalışmaya başlıyor. Kendini fazla kaptıranlarda “Kudüs Sendromu” denilen, kendini peygamber veya kutsal bir kişi olarak zannetme olayı ortaya çıkabiliyor.

İkinci gün

Gün yine erken başlamıştı... İlk durağımız Hrıstiyan dinin kutsal yerlerinden biri olan “Holy Sepulcher” kilisesiydi. Hristiyan inancına göre Hz.İsa’nın çarmıha gerildiği, naaşının yıkandığı taş ve arşa çıktığı nokta bu kilisede bulunuyor. Daha doğrusu bu kilise bu bahsedilen olayların yaşandığı yere yapılmış. Hz.İsa’nın yıkandığı taş her daim ıslak, asla kurumuyor! Hristiyan dini içerisinde bulunan tüm mezhepler bu kiliseye hakim olmak için bir çeşit çekişme içerisindeymiş. Çözümü Osmanlı bulmuş! Kilise içerisinde her mezhebin başkanı için birer taht yerleştirilmiş ve her taht kutsal noktaya eşit mesafede konumlandırılmış. Kilisenin anahtarı da bir Müslümana emanet edilmiş...

Gezimizin son noktası Musevi dinindeki en kutsal mekan olan Ağlama Duvarı. Geniş bir alanın sonunda yer alan bu duvar, Musevi inancına göre Hz.Süleyman’ın mağbedinin günümüze kadar ulaşan bir bölümüdür. Haremlik-Selamlık olarak ikiye ayrılmış duvarın önünde yüzlerce kişi aynı anda kendileri ve sevdikleri için dua ediyor, Allah’a yakarıyor. Dualarını, dileklerini küçük kağıtlara yazıp duvarın üzerinde oluşmuş küçük oyuklara saklıyorlar. Duvarın sol tarafında sadece erkeklerin girebildiği bölümler mevcut. Rehberimiz beni bu bölümlere de soktu. Trans haline girmiş şekilde dua eden insanları rahatsız etmeden sessizce etrafı gezip çıktık. Genel olarak hissettiğim ise acıydı! Sanki ümit yoktu etrafta...

Filistin

Ben gittiğimde henüz “Filistin Özerk Yönetimi” ilan edilmemişti ve durum bugünkünden daha farklıydı. Teoride sorun olmasa da pratikte Filistin’e geçmek neredeyse imkansızdı. Eğer tüm riskleri göze alıp geçerseniz de bu sefer dönüşünüzde ve/veya İsrail’den ayrılırken başınızın epey ağrıması söz konusuydu. Takdir edersiniz ki annemle birlikte böyle bir maceraya atılmamayı uygun gördük.

Soykırım Müzesi - Yad Vashem

Burayı tüm Kudüs gezisinin dışında yazmak istiyorum zira uzak geçmiş ve efsanelerden farklı olarak bundan 65 yıl önce yaşanan bir dramı tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.

İkinci dünya savaşı sırasında Avrupa’da yaşanılanlar oldukça etkileyici ve insanın içini buran bir kurguda, karanlığa yakın bir ortamda ziyaretçilere görsel ve yazılı belgelerle anlatılıyor.

Bana göre bu müzenin Kudüs’de bulunması da oldukça ironik. Her zaman için insanlara iyiliği, güzelliği, ahlakı ve erdemi doğru yol olarak gösteren 3 semavi din için de kutsal olan bu şehirde bir soykırım müzesi olması insanı düşünmeye sevk ediyor. Bir yerde yanlış mı yapıyorduk?

Tel-Aviv

Aynı gün Tel-Aviv’e doğru yola çıktık arkamızda birbirinden farklı düşünceleri geride bırakarak... İsrail’in modern yüzü olan Tel-Aviv’e geldiğimizde sanki yaşadığımız yüzyıla geri dönmüş gibiydik!

Kudüs 'de yaşanmakta olan gerginlik, itişme, çekişme, çok dinli - çok kültürlü tarihi yapı burada kendini batı yaşam tarzına bırakıyor. Burası kendini etraftaki tüm olan bitenden olabildiğince soyutlamış modern bir şehir.

Akşam Yafa’ya (Jaffa veya Yafo da kullanılıyor) gittik. Burası eski Tel-Aviv olarak da adlandırılabilir. Kalesinde halen Osmanlı topları durmakta ve ana caddesinin ortasında dönemin Osmanlı padişahı tarafından yaptırılmış saat kulesi halen gururla bizleri selamlamakta. Yemek için liman tarafında bir restoranı seçtik. Bu bölge bizim Antalya Kaleiçi’ne benziyor desem yeridir. Dar sokaklar arasından sahile inebiliyor ve yamaçtaki rengarenk evleri izleyebiliyorsunuz.

Ertesi günü tamamen dinlenerek geçirdik. Oteller bölgesinin önü birçok su sporlarının yapılabileceği, sahil oyunlarına müsait uzun bir plaj. Fakat buraları geceleri biraz riskli olabiliyor, dikkat etmek gerek.

Akşamüstü Tel-Aviv’in Akmerkezi olan Dizengoff Center’a gittik. Çok enteresan bir yer değil açıkçası. Akşam yemeği için eski limanda bulunan Mul-Yam (okunduğu gibi yazıyorum zira ibraniceyi çözmek imkansız!) adında bir balıkçıda yer ayırttık. Bu gezinin belkide benim için en akılda kalan yanlarından biri de burada yediğim deniz mahsulleri oldu. Gidecek herkese şiddetle tavsiye ederim.

Maceralı Dönüş

Son günümüzü annemin kaybettiği uçak biletini aramakla geçirdik! Tüm çabalarımıza rağmen bilet bulunamadı ve cezası karşılığı yeni bir bilet kestirip havalimanına doğru yola çıktık. Tasviyelere uyarak uçuşumuzdan 4 saat önce havalimanında sıraya girdik. Sıra bize geldiğinde hayatımın en uzun ve baygnlık veren güvenlik soruşturması ile karşılaştık. Ardı ardına sorulan ve birbirinin aynısı soruları takiben annem ve ben ayrı ayrı özel odalara alındık, iç çamaşırlarımıza kadar arandık. Üzerimde sadece iç çamaşırı ile metal dedektöründen geçme olayını her halde dünyanın başka hiçbir ülkesinde yaşamam, yaşayamam!

Tüm bu güvenliğin sebebi ise terörden ağzı yanmış bir ülkenin paranoyası olarak tanımlayabilirim. Çok sonra öğrendiğim kadarıyla bizi bu kadar aramalarının sebebi farklı şehirlerden gelip farklı şehirlere dönmemizmiş. Annem Istanbul ben Zürih. Tüm bu sürecin en komik yanı ne miydi? Bizim saatlerce arayıp da bulamadığımız annemin kayıp uçak biletini bavulun bir köşesinde bulmuşlardı :) !!!

Uçağım Zurih’e doğru havalandıktan sonra kendi kendime bu gezinin yorumunu yaptım. Evet muhteşemdi, keyifliydi, herkesin bir defa yapması gereken bir geziydi...ama sadece bir defa! O günlerde İsrail ve Filistin’de etraf sakindi. Sonraki yıllarda TV’den olayları izlerken gördüklerimi farklı bir yerde olduğunu düşünüp o gezinin anılarını hiç bulandırmadım.

Gece Hayatı

Tel-Aviv inanılmaz bir gece hayatına sahip. Dünya üzerinde parti dendiğinde İsrailli geçler akla gelir. Özellikle “clubbing” ve “rave” severlere tavsiye olunur. Daha sakin programları tercih edenlere uygun yerler de elbette mevcut.

Ne Yapmadık?

Kızıl Deniz kenarında kurulu Elat şehrine gitmedik. Burası scuba yapanların cenneti denilebilecek bir yer. Bağımsız bir program yapıp gelmek daha doğru olur. Gidebilme şansımız varken zamansızlık nedeniyle bizim programımız dışında kalan “Dead Sea” (Lut Gölü) mutlaka görülmeli. Gölün tuzluluk oranı o kadar yüksek ki hareketsiz olarak suda durabiliyor, oturabiliyorsunuz :)

Ne Yenir? Ne İçilir?


İşte bu konu biraz enteresan... İsrail’de dinen et ve süt ürünleri birlikte tüketilmiyor. Mesela pek çok yerde cheeseburger yok, Pizza Hut veya benzeri bir pizzacıda sosisli/salamlı pizza yok. Bu kural nedeniyle deniz ürünlerinden balık önemli bir alternatif. Genel olarak bakıldığında ülkede Akdeniz ve Ortadoğu mutfağı hakim ki bizler buna gayet alışığız... dolmalar, patlıcanlı mezeler vs. Lakin falafel (nohut köftesi) ve humus milli yemek ikilisi :)

Ne Alınır?

Kudüs’den çeşitli kutsal hediyelikler alınabilir. Ayrıca o bölge insanının el emeğini yansıtan objeler ilginç olabilir. Bayanlar için Lut Gölü (Dead Sea) çamurundan yapılan güzellik ürünleri ideal. (Annemden biliyorum, bir sürü almıştı)

Ne zaman gidilir? Nasıl Gidilir?

Açıkçası sıcak sizi etkilemiyorsa her zaman gidilebilir. Antalya’nın biraz daha sıcak halini düşünün. Eğer sıcaktan hoşlanmıyorsanız bahar ayları daha uygun.

Türkiye’den THY’nın ve İsrail Hava Yolları El-Al’ın direkt Tel-Aviv seferleri mevcut. Ayrıca özel havayolları bayram veya özel günlerde uçuş yapmakta. Uçuş 2 – 2,5 saat sürmekte.

- 2013 Edit -

Bölge uzun zamandır (yine) karışık, Türkiye ile ilişkiler limoni ve artık İsrail Hava Yolları El-Al Türkiye'ye uçumuyor. Lakin bunların hiç biri sizin İsrail'e gitmenizi ve gezmenizi engellememeli.

Yol Gidenindir!

23 Ekim 2005

Dakika 1 Gol 1

Tel-Aviv'de Dakika 1 Gol 1...

Kendimi süratle havalimanından otele attım ve çok aç olduğum için oda servisini arayıp birşeyler söylemek istedim...

- Dıııııt....Dııııt
- İyi günler, oda numaram xxx, bir sipariş vericem
- Tabi ama güneşin batmasını beklemek durumundasınız
- ??? Anlıyamadım !
- Güneş efendim...batmalı (bu esnada Akdeniz üzerinde aşağı sallanmış güneşe bakıyorum ve manasızca hesap yapıyorum) Bugün şabat (kutsal gün) ve güneş batmadan yemek pişiremiyoruz
- Ben anlamam, yemek istiyoruuum, anlatabildim mi?
- Güneş efendim
- Patlaa!! Ben pizza ve diet cola istiyorum... hemeeeen, 4 saatlik uçuştan indim, açım ve güneş beni ilgilendirmiyor. Ayrıca güneşi beklersen zaten akşam oluyor ve akşam yemeği yiyebilicem fakat ben açım!
- Şabat günü bitmeli efendim, mutfak çalışmıyor, fırınlar kapalı...üzgünüm
- Adın neydi?
- xxx efendim
- Bak xxx, ben genel müdürün misafiriyim, şabata saygım var ama ben bir insanım ve çok açım! Şayet 30 dakika içinde birşeyler yemezsem aşağı inip yiyceğimi ben alırım fakat bu kimse için hayırlı olmaz... anlatabildim mi????
- Anlıyoruuum....O zaman ben size hazır birşeyler göndereyim


İsrail’e hoş gelmiştim... :)
Geziye ait yazı sonraki postta...

14 Ekim 2005

İyi ki doğdum...

14.10.1975 - 14.10.2005

30 Yaşındayım!

Çok enteresan bir olay... beklediğimin aksine heyecanlı ve mutluyum :)

16 Eylül 2005

En beğendiğin şehir ?

Roma?
Barcelona?
Uzakdoğu?


Genelde çok gezen insanlara yöneltilen soruların başında,
En beğendiğin şehir hangisi?” sorusu gelir.


Ben bu soruya cevap vermekten genelde kaçmışımdır zira herkesin hayatın içinde aradığı ve cevabını bulamadığı “o” her ne ise, bunu nerede bulabileceği de kişiye göre değişir. Fakat soruyu farklı bir şekilde sorarsanız; “Nerede yaşamak isterdin?”, işte buna cevabım var :)

Dünyanın en güzel, eğlenceli, mistik açıdan insanın ruhuna gıda olan canım Istanbulum haricinde üç yerde yaşayabilirim.

Barcelona, Roma veya Uzakdoğu’da bir ada!

Kuşkusuz biz Türkler için yaşadığımız yerden çok dostlarımız, etrafımızdaki insanlar ve hayatın sıcaklığı pek çok şeyden daha önemli. Bu duyguyu yakalayabildiğim iki şehir var dünyada. İkisi de Akdeniz ülkesi olarak tanımladığımız ülkelerin bence gözde şehirleri.

Uzakdoğu seçeneği ise aklımın bir köşesinde hiç durmadan çalışan bir .exe dosyası! Hani insanların emekli olsak da güneye yerleşsek takıntısı gibi benim de Uzakdoğu takıntım var.

Mesela Londra'yı çok sevmekle beraber 1 aydan fazla dayanmanın mümkün olmadığını düşünyorum. Amsterdam'ı ise yaşanacak yer olarak değil eğlenilecek en iyi şehirlerden biri olarak konumlandırıyorum ;)

Bu blog sayfalarında gittiğim yerleri paylaşırken Barcelona ve Roma’ya öncelik vermeye karar verdim. Gelecek yazı Roma hakkında olacak mesela...

Büyülü Uzakdoğu ve Hindistan seferlerini daha sonra, ayrıntılı ve farklı bir şekilde paylaşıyor olacağım.

Görüşmek üzere...

borga
Yol Gidenindir!

04 Eylül 2005

Buenos Aires Gezisi

Buenos Aires

Bu yazıda güney yarımküreye uzanıyor, Arjantin'in başkenti, tango ve aşkın şehrine gidiyoruz...

Dünyada bazı şehirler vardır ismi bile insana cazip gelir ve bir gün oralara gitme hayalleri kurarız. Mesela İstanbul, pek çok yabancı için bu kategoride bir şehirdir; onlara büyülü ve enteresan gelir. İşte Buenos Aires de benim için bu kategoriye dahil bir şehir olarak mutlaka gidilmesi gerekenler listesindeydi ve 2000 senesinde bu hayalimi hemen hemen her tatile birlikte çıktığım arkadaş grubumla gerçekleştirdim!

Macera daha Arjantin'e giderken başladı...
Arjantin’e Türkiye'den direkt uçuş olmadığı için Avrupa'dan aktarmalı gitmekten başka çare yok. Biz, Alitalia ile İtalya’dan aktarmayla gitmeyi tercih etmiştik ama herşey planlandığı gibi gitmedi! İki gün İtalya'da takıldıktan, Roma – Milano arası uçtuktan sonraki tam 3. günün gecesinde, 14 saat süren Milano - Buenos Aires uçuşu ile Arjantin'e ulaştık. Sigara içen biri için kâbus gibi gelen bir uçuş, heveslenenler bir kez daha düşünsün derim!

Merhaba Arjantin! Türk'üm, guruluyum...
Ülkeye vardığınızda biz Türklerin pek alışık olmadığı bir olayla karşılaşıyorsunuz. Pasaport polisinin önüne gelip bildiğimiz mavi pasaportu çat diye bankoya koyuyorsunuz, küt diye giriş damgasını alıp, üstüne gülümseyen bir ifadeyle hoş geldiniz lafını duyup yürümeye devam ediyorsunuz. Şaka değil bu! Türklere vize uygulamayan ender ülkelerden biri olan Arjantin'e aslanlar gibi giriyorsunuz...

Arjantinliler, İtalyan etkisi nedeniyle kendilerini Latin değil Avrupalı kabul ediyor ve Buenos Aires'i Güney Amerika'nın Paris'i diye tanımlıyorlar. Ben öyle düşünmüyorum o ayrı mesele. Ama düşüncelerimi bir Arjantinli ile tartışmayı aklımın ucundan geçirmedim zira çok alınıyorlar. Bu açıdan bize çok benziyorlar!

Son 5 yılda bir şey değişti mi bilemiyorum ama ilk şoku havalimanında yaşıyorsunuz! Bizim Sirkeci Garı daha temiz ve düzenli... Dışarı adımınızı attığınız an etrafınızı sizi şehre götürmek için birbirini ezen şoförler sarıyor. Önceki seyahatlerden tecrübeli olarak sıkı bir pazarlık sonucu içlerinden bir tanesi ile anlaşıyoruz. Anlaştığımızı aracı gördüğümüzde ise ikinci şoku yaşıyoruz. Bizim Fiat Palio ayarında 4 tekerlekli nesneye 5 kişi bagajlarıyla birlikte doluşuyoruz! Yol boyunca gördüğümüz manzara bize hiç yabancı gelmiyor. Sağımız solumuz özensiz binalar ve ufak fabrikalarla dolu... Yol yaklaşık 40 dk. sürüyor. Şehre geldiğinizde tamamen farklı bir dünya karşılıyor sizi. Otelimiz dünyanın en geniş bulvarı olan “Avenida 9 de Julio” yani 9 Temmuz Bulvarı'nda. Bizim Barboros Bulvarı yanında sokak kalıyor. 9 gidiş – 9 geliş olmak üzere toplam 18 şeritten oluşan bu bulvarda trafik ve gürültü hiç bitmiyor. Üstelik bulvarın bu bölgesinde bulunan otelimizin etrafında insanı zorlayıcı yemek kokuları duyulmakta! Böylelikle biz de otelimizin neden bu kadar ucuz olduğunu anlıyoruz. Bulvarın bir diğer özelliği de Buenos Aires'in dış mahallelerinden başlayıp en şık semti olan Recoleta'ya kadar gidiyor olması.

Saat farkından dolayı şehre sabah vardığımızdan, eşyaları otele bırakıp kendimizi sokaklara attık. Bir şehri gezmenin ve tanımanın en iyi yolu yürümek veya bisiklet kiralamaktır. Bu sefer yürümeyi tercih ettik ve Avenida 9 de Julio üzerinden Recoleta'ya gittik. Bu bölgeye İstanbul'un Nişantaşı'sı desem yeterli olacaktır. Şık mağazalar, güzel restoranlar, cafeler, sanat galerileri vs hepsi burada. Hatta ortamdan etkilenip Fransız – İngiliz edebiyatı konulu ateşli bir tartışmaya bile girişildi. Keyifli vakit geçiriliyor ama kafamızdaki Arjantin ve Buenos Aires o olmadığı için o geceyi uzatmıyoruz.

Şehri keşfediyoruz...
Ertesi gün biraz daha planlı hareket edip şehri keşfetmeye çalıştık. Şehrin merkezi kabul edilen Plaza de Mayo'yu, Teatro Colon'u, Retiro’yu ve limanı gördükten sonra kendimizi “Don't cry for me Argentina” şarkısını mırıldanarak Eva Peron'un anısıyla dolu “Casa Rosada”yı hayranlıkla izlerken bulduk. Arjantin, politik açıdan da ülkemize benziyor. İktidar savaşları, askeri darbeler, acılı anneler vb. Evita müzikalini veya filmini izleyenler için “Casa Rosada”yı ve o meydanı gözleriyle görmenin ne anlama geldiğini ne yazık ki anlatamıyorum, yaşamak gerek. Rotamızı şehrin ilk kurulduğu yere ve belki de halen en renkli semti olan La Boca'ya çeviriyoruz. Bu yolculuğu belediye otobüsleri ile gerçekleştirdik, enteresan bir deneyim, giderseniz deneyin. Avrupalı göçmenlerin ilk olarak yerleştiği rengârenk binaların, sanatçıların ve küçük hediyelik eşya dükkânlarının bulunduğu bu semt mutlaka görülmesi gereken bir bölge. Bizim Ortaköy'ün benzeri diyebiliriz.

Burada başımıza gelen komik bir olayı anlatmadan geçmek olmaz:
Kıpırdamayın çekiyorum!

5 kişiyiz ve toplu bir fotoğrafımız olsun diyerek gözümüze kestirdiğimiz bir turisti çevirip makinayı eline tutuşturduk ve poz verdik. Normal şartlarda 5 saniyede çekilebilecek bir kare fotoğraf bir türlü çekilemedi ve içimizden biri “bu kız bu işi beceremiyecek, biraz salak sanki” dedi ve ardından duyduğum ses suratımıza bir tokat gibi patladı! “Kıpırdamayın...çekiyorum”
Evet, dünyanın öbür ucunda bir Türk gruba rastlamıştık ve fotoğrafımızı çekmesi için de bir Türk'ü bulmuştuk! Rezil olduğumuz için süratle bölgeyi terk ettik. Bu fotoğraf meselesi ayrı bir sorun olarak yaşanmaya devam etti ve şehri gezerken grubun PK kod adlı üyesi nedeniyle benim hiç gözükmediğim kareler de oldu!

Arjantin'in dünyaya armağanı: Tango
Buraya kadar gelmişken tango izlemeden dönmek olmazdı ve biz de akşam için bir tango klubüne yer ayırttık. (Señor Tango) Tatilde ne kadar şık olunabilirse o şıklıkta giyinip gittik. Yıllar sonra tanışılan Arjantinli kişilerin yorumlarına bakılırsa fazlaca turistik ve anlamsız pahalı olmasına rağmen yaklaşık 3 saat süren şov gerçekten büyüleyiciydi. Hele benim gibi dans konusunda özürlü biri için akıl dışıydı.

Tatilin son günü için iki farklı program seçeneğimiz vardı. Ya Buenos Aires dışında bir Gaucho (Arjantin kovboyu) çiftliğe gidip taşrayı keşfedecektik ya da 30 dk. uçup komşu ülke Uruguay'ın başkenti Montevideo'yu görecektik. Grubun kızlarının mızmızlanması nedeniyle ülke değiştirme fikri elendi ve biz çiftliğe doğru yola çıktık. Çiftliğin tek enteresan yanı ata binmek oldu... Gitmeyi planlayanlara önerim: Aynı hataya düşmeyin! Bu talihsiz gezi sonrası döndüğümüz şehirde bu sefer hangi akla hizmet hatırlamıyorum kendimizi şehir mezarlığında Eva Peron'un mezarını ararken bulduk. (Sebebi tabi ki kızlar!) İşin ilginç tarafı, Arjantin halkı o dönemi hatırlamak pek istemediğinden, Eva Peron'un mezarı da sanki saklanmış gibiydi. Bizim grup ruhuna fatiha okudu mu bilmiyorum ama ben kendimi dışarı atıp sigara içtim.

Arjantin'de ne yapmadık?
Son gece planımız dünyaca ünlü Arjantin etlerini tatmaktı... Büyük bir kararlılıkla restoranların önüne kadar gittik ama içeri giremedik. Vitrinde çarmıha gerilmiş halde pişen kanlı sığırı gören grubun kızları kendilerinden beklenen tepkiyi verdi ve o güzelim sığırı yemeyi reddetti. Mutlaka yapılması gerekenlerden birini yapmadık! O zamanlar kırmızı et yiyen biri olarak içimde kalmıştı. Siz mutlaka tadın...

Bir de şehrin en yeşil yeri, Palermo Parkı’na gitmedik. Zengin Arjantinlilerin at yarışı da izlediği bu park için güzel şeyler söylenmişti ama fırsat olmadı.

Hani futbol nerede?
Size şaşırtıcı gelecek ama birkaç dükkân haricinde, çocukluğumuzdan bugüne bizleri büyüleyen Arjantin futbolu, Maradona, River Plate ve Boca Juniors gibi efsanelere ait hiçbirşey görmedik ve duymadık! Sokaktaki insanlar sanki futbolu kafalarında çok arkalara atmış gibilerdi…

Dönüyoruz...
Dönüş için havalimanına giderken yol gözümde büyüyordu. İtalya'da takıldığımız için topu topu 3 gün geçirdiğimiz şehri terk ederken sigarasız geçecek 14 saatlik bir uçuş beni bekliyordu! Ertesi sabah Roma'ya vardığımızda asabiyetimi ve sigarasızlığın getirdiği tanımsız ruh halimi bir anda toparlayan bir haber aldım. Galatasaray UEFA kupasında yarı finaldeydi... Tabi maceralı başlayan seyahat böyle kolay bitemezdi! Roma – Istanbul uçakları dolu olduğu için Frankfurt üzerinden aktarmalı olarak gecenin köründe Istanbul'a varabildik. Canım memleketim benim!

Ne zaman gidilir? Nasıl gidilir?
Arjantin güney yarımkürede olduğu için mevsimler ters. Yani biz kış mevsimini yaşarken orası yanıyor. Eylül-Ekim veya Şubat-Mart ideal aylar, sıcaklık gündüz 20-25 derece.
Türkiye'den direkt uçuşun olmadığı Arjantin'e Avrupa aktarmalı uçmanız gerekiyor. Ancak uçak biletleri oldukça pahalı :(

Ne yenir? Ne içilir?
Siz siz olun mutlaka Arjantin'in dünyaca ünlü sığır etlerini tadın. Sucuk, sosis gibi yiyeceklerden kaçının çünkü karışık olabiliyor (domuz değil, at!). Bizim böreğe benzeyen Empanadas'ı yiyebilirsiniz. Akşamüstü molası için mutlaka Cafe Tortoni'ye uğrayın ve bir kahve keyfi yapın. Zaten genelde kahveleri çok güzel! (bir çeşit espesso olan Cortado şiddetle tavsiye edilir) Liman civarında balıkçıları, Recoleta'da bildiğimiz ve tanıdığımız yemekleri bulabilirsiniz. Son olarak şaraplarından bahsetmek isterim. Eğer şarap içiyor ve meraklıysanız gerçekten tatmanız gereken çok güzel şarapları var!

Gece Hayatı
Bizim az zamanımız olduğu için gece hayatını keşfetme şansımız olmadı o yüzden her hangi bir mekânı tavsiye edemiyorum. Her büyük şehirde olduğu gibi çeşitli bar ve gece kulupleri var. Lavalle bölgesi değişik alternatifler sunmakta. Bilmediğiniz bir şehirde eğlenmenin en güzel yolu en kalabalık mekanı seçmekten geçer... Düşünmeden girin ve keyfinize bakın. Zaten göz önünde olmayan ve “in” mekânlara bir turist olarak giriş şansınız çok az. Bunun da taktikleri var ama onlar başka bir yazıya kalsın! Fakat tango severler için ilginç mekânlar (tango kulüpleri) olduğunu özellikle belirtelim...

Ne alınır?
Turistik hediyelikler haricinde pek ilgi çeken birşey yok. Oradan buraya sığır eti taşıyacak kadar çılgın değilseniz, yarım elma – gönül alma mantığıyla ufak tefek malları toplayıp getirin. Daha modern anlamda birşeyler bakıyorsanız eskiden Buenos Aires'den başlayıp, And Dağları'nı aşıp Şili'ye uzanan demiryolunun başlangıç istasyonu şimdilerde alışveriş merkezi olmuş durumda; Galerias Pacifico!

borga
yol gidenindir!

25 Temmuz 2005

Amsterdam Gezisi

Hoşgörü ve özgürlük şehri Amsterdam

Her şehrin bir farklı bir hikâyesi, bir büyüsü vardır. Kimi tarihi ile öne çıkar, kimi insanlarıyla, kimi binalarıyla, kimi de yaşanan hayatlarıyla... İstanbul bunların hepsini bünyesinde barındırsa da, onun gibi bir kaç şehir daha var dolu dolu yaşanacak ve hiç uyumayan. Bu yazıda Amsterdam'a uzanıyoruz.
Birçoklarına göre Amsterdam veya Hollanda dendiğinde akla ünlü yel değirmenleri ve lezzetli peynirleri gelir. Fakat bu benim için geçerli değil! En son geçtiğimiz Mayıs ayında ve 6. kez gittiğim bu enteresan şehirde, diğer ziyaretlerimde olduğu gibi, bu sefer de eğlenceli farklılıklar keşfettim. Tabi bu yazıyı hiç gitmemiş ve merak edenler için yazıyorum, o yüzden 6 ziyaretin bir harmanı olacak.
Amsterdam, deniz seviyesinden aşağıda, yaklaşık 200 irili ufaklı kanalın etrafında kurulmuş bir liman şehri. İstanbul’un tam aksine, şehirde tepe diyebileceğiniz en ufak bir yükselti yok. Bu yüzden, eğer bisiklete binebiliyorsanız size verebileceğim ilk tavsiye bisiklet kiralamak olacaktır. Hem ucuz, hem de eğlenceli bir alternatif. Bizimle birlikte oraya giden diğer insanlar günlük/haftalık ulaşım kartı aldılar (bizim akbil benzeri) ve yaklaşık günlük 10 €'dan toplamda 40 € harcadılar. Oysa bisikletin 4 günlük kirası için biz adam başı 14 € verdik. Bizim ekip bu işte başarılıydı! Otelimiz Amsterdam'ın kuzeyindeydi ve otobüsle 10 dakikalık bir mesafeydi bu. Bisikletlerimizle, sadece yayalar ve bisikletler için yapılmış ve 24 saat çalışan mini arabalı vapurlar ile kanalı geçip, 15 dakikada otelimize gidiyorduk. Bisiklet üzerindeyseniz kafanıza göre, gece-gündüz istediğiniz yere özel bisiklet yollarını kullanarak gidebiliyorsunuz. Tek dikkat etmeniz gereken nokta, bisikletinizden indiğinizde onu iyi kilitlemek. Amsterdam'da birbirine benzeyen 30.000 civarı bisiklet etrafta dolaşıyor ve kentte bisikletlerin çalınmasına çok sık rastlanıyor.

Ulaşımı bisikletle yapanlar için Amsterdam'ı gezmek çok daha kolay. Yaya olarak gezecekler için de birazdan anlatacaklarım geçerli. Central Station’ı, yani bizim bildiğimiz adıyla tren garını “0” noktası kabul edersek tam karşınızda Amsterdam'ın ana caddesi Damrak yer alıyor. Bu cadde sizi Dam Square’e götürüyor. Kraliyet Sarayı'nın da yer aldığı bu meydanda insanlar / topluluklar önceden izin almak şartıyla istedikleri gösteriyi yapabiliyor, istedikleri gibi slogan atıp, bağırıp çağırabiliyorlar. Biz oradayken Avrupa Anayasasına muhalifler çoğunluktaydı. Bir seferinde şimdi adını unuttuğum bir Afrika ülkesindeki insan hakları ihlalleri, bir diğerinde de uzakdoğuda çocuk işçi çalıştırılması konuları protesto ediliyordu. İşin ilginç olan kısmı, tüm bu gösteriler esnasında etrafta tek bir polis bile olmamasıydı! Hoşgörü ve rahatlığın bu kadarı gerçekten insana garip geliyor.
Damrak caddesine paralel uzanan ve daha uzun olan cadde Amsterdam'ın alışveriş caddesi. Bu caddede her zevke her kafaya uygun dükkanlar sıralanıyor. Hatta birçok marka birden fazla noktada var ve hepsi iş yapıyor. Özellikle ‘club wear’ ve ayakkabı sevenler için bulunmaz fırsatlar var. Diğerleri zaten bizim ülkemizde de var ve buradakiler de Türkiye'den ithal. Lüks dükkanların yer aldığı cadde ise şehrin doğusunda.
Şehrin biraz daha güneyine doğru gittiğinizde, ‘Sex Museum’ ve ‘Science Museum’ hariç Amsterdam'ın müzelerinin yoğunlaştığı bölgeye geliyorsunuz. Ben şahsen pek müze meraklısı olmasam da ekipteki kızların ısrarlarıyla ünlü Hollandalı ressam Van Gogh'un eserlerinin sergilendiği Van Gogh Museum’u ziyaret ettim. Açıkçası sıkılmadım ve size de tavsiye ederim. Her ne kadar önemli eserlerini verdiği altın çağını Fransa'da geçirmiş olsa da Vincent Van Gogh Hollandalıların gurur duydukları bir sanatçı.
Hollanda Ulusal Müzesi ve Modern Sanatlar Müzesi de yine bu bölgede yer alıyor. Ben ısrarlara rağmen bu müzelere girmedim ve kendimi ‘Vondelpark’a attım. Girişinden çıkışına bisikletle yaklaşık 20 dakika yol aldığınız büyük ve keyifli bir park burası. İnsanın kendini çimlere atıp uyuyası geliyor ama bunun çekiciliğine kapılmamanızı tavsiye ederim.
Her şey serbest ve özgür!
Dünyanın dört bir yanında yasak olan şeyler, Amsterdam’da günlük hayatın bir parçası halini almış durumda... Yani bir başka deyişle, her şey serbest ve yasal. Bunun için yerel idare kontrolünde, vergisini veren ve yasal ‘coffee shop’lar mevcut. Giriyorsun içeri, menüden kafana uyan çeşidi söylüyorsun, yanına bir de içecek alıp oturuyorsun. Gerisi size kalmış...
Diğer bir ‘geniş’ özgürlüğe ‘Red Light District’ diye adlandırılan kırmızı fener bölgesinde rastlayabilirsiniz. Yazının başında “Amsterdam bir liman şehridir” dediğimde coğrafi geyiğe sardığımı düşünenlere işte cevap geliyor; Her liman şehrinde olduğu gibi, Amsterdam'da da bir arz-talep dengesi yüzyıllar öncesinde kurulmuş. Şehre ticaret için gelen gemilerden inen gemicilerin malum ihtiyaçları için ilk durakları bu bölge olurmuş. İşte bu sistem halen sürmekte. Red Light District’de seks yasal ve serbest. Birbirinden güzel kızlar, kapılarında kırmızı ışıklar yanan küçük dükkanlarında kendilerini sergiliyor ve talebe karşılık veriyor. Bu bölge ve yapılan faaliyetler de aynı ‘coffee shop’larda olduğu gibi yerel idare kontrolünde ve tamamen yasal. (Coffee Shop List)
Fotoğraf çekmenin yasak olduğu bu bölgeyi (Red Light District) herkes rahatça gezebiliyor. Zaten yüzlerce erkek ve kadın etrafta yürüyor ve hiçbir arıza yaşanmıyor. Ancak tavsiyem, erkeklerin yanlarında eş veya kız arkadaşları varken bu bölgeye gitmemeleri yönünde... Bunun iki sebebi var: Birincisi, insanın gerçekten dünyası şaşıyor ve gözü dönüyor (-ki benim yakın bir arkadaşım bunu bizzat yaşadı) İkincisi de kadınlar çok merak etseler ve illa gezmek isteseler de nedense bu bölgeden pek hoşlanmıyorlar. Bir küçük ayrıntı, kırmızı ışık yerine mavi ışık yanan dükkanlara dikkat. Bunlar ‘daha farklı’ hizmet veren yerler; aman yanlışlık olmasın!

Gece hayatı
Amsterdam’da gece hayatı, şehrin ve insanlarının özgür ve sınırsız tarzına uygun bir eksende hayat buluyor. Supper Club denilen ve duyduğunuzda muhtemelen merak edeceğiniz yer bir gece kulübü değil, önce bunu belirteyim. Adı üzerinde ‘supper’ yani Amerikanca'da akşam yemeğinden gelen ve servisin modern bir ritüel ile güzel kızlar tarafından yapıldığı bir restoran esasında burası. Gerçekten lezzetli bir yemek için iyi adres ancak yemek toplam 4 saat sürüyor, bu da –küçücük- bir ayrıntı.
Gerçek gece hayatını yaşamak için ise biraz araştırma şart. Amsterdam da aynı İstanbul gibi pek çok farklı alternatif sunuyor insana. İlk tavsiyem şu olur: Gitmeden önce yakın zamanda orada bulunmuş birinden popüler mekanları öğrenin ve listenize alın. İkincisi, alışveriş yaparken ilgili dükkanlarda bulunan ‘flyer’lara bakın ve bunları da listenize ekleyin. Gerekiyorsa telefon edip bilgi alın ki sürprizle karşılaşmayın. İstanbul’daki gece hayatında nasıl giyiniyor, nasıl davranıyorsanız orada da aynısını yapın. Giremediğiniz veya girdiğinizde boş bulduğunuz mekân olursa yılmayın, devam edin. Yukarıdaki listeyi yaparken tavsiyeleri dikkate alırsanız keyifli bir gece sizi bekleyecektir. Tabi bu işin en sağlam yolu, Amsterdam'da yaşayan ve gece hayatını iyi bilen bir arkadaşınızın olması ve kendinizi onun tecrübelerine teslim etmeniz olacaktır.
Update 2015: Rembrandtplein ve Leidseplein' gece gezmeleri için bakılabilir.  

Yeme – İçme
Bizim kebabımız, zeytinyağlımız, İtalyan'ın pizzası, İsviçreli'nin fondüsü meşhurdur... Peki ya Amsterdam'ın? İşte bu sorunun cevabı çok zor, çünkü yok!

Waffle desem, pek beğenmedim çünkü Belçika'daki daha güzel... Belki deniz mahsülleri olabilir ama burada onlar da pek şahane değil hani. Tabi bu demek olmuyor ki gidin Türkiye’de de bulunan fast food restoranlarında yiyin! Bunca ülke ve şehir gezdim, hepsinde de yerel yemekleri tercih ettim. Fast-food’u her yerde yersiniz; “yeni bir şeyler keşfet” mantığını savunurum ben hep!

Café de Jaren çok hoş bir mekân mesela... Alışveriş yaparken keyifli bir mola için Espirit Café size iyi gelebilir. Arada gözünüze çarparsa bir külah patates alın, lezzetli bir alternatif oluyor. Amsterdam'ın içki konusundaki notu daha iyi. Heineken birasının memleketi burası zaten. Hatta müzesi bile var. Diğer yerel biraları tatmak istiyorsanız garsonunuzdan çeşitleri anlatmasını isteyin. Ben farklı çeşitlerini denedim.

Hediyelik
Biz millet olarak gittiğimiz yerlerden bir şeyler almayı ve sevdiklerimize hediye götürmeyi seven insanlarız. Amsterdam'dan alabilecekleriniz için işte size birkaç öneri:

İlginç t-shirtler, meşhur Hollanda peynirleri, bizim çinilere benzeyen porselenler… “Para sorun değil” diyorsanız elmaslar, müzelerden sanat eserlerinin poster versiyonları sizi bekliyor. Her yerde benzer hediyelikler var, fiyatlarına dikkat edin.

Ne zaman / nasıl gidilir?
Açıkçası bana kalsa her zaman gidilebilir ama ilk defa gidecekler için daha keyifli zamanlar Mayıs – Eylül arası. Kraliçenin doğum dünü olan ve büyük eğlencelerin olduğu 30 Mart tarihi de ilginç olabilir. Eğer turla gitmiyorsanız otelinizi ve uçağınızı önceden ayarlamanızı tavsiye ederim.

Sadece uyumak ve kişisel ihtiyaçlarınız için kullanacağınız oda için sakın servet ödemeyin. 60-70 €'luk bir oda işinizi görür. Daha ucuzları ve pahalıları elbette vardır ama tavsiye edilmez.

Amsterdam'a direkt olarak uçuş yapan birçok havayolu var. THY, KLM, Onurair ilk akla gelenler.
Update 2016: THY ve KLM'e ek olarak Pegasus ve Altasglobal her gün Amsterdam'a uçmakta. Son seyahat Atlas ile oldu. Saatleri makul, uçuşlar güzeldi.
Tabi her zaman olduğu gibi araştırmak ve en uygununu bulmak size kalıyor. Gerekiyorsa bir seyahat acentesi size yardımcı olacaktır.

Update 2016

  • Mekanlar değişiyor, Amsterdam pek değişmiyor
  • Dappermarket bizim semt pazarı ama Waterloplein ve Nieuwmarkt bit pazarları güzel
  • Kışın soğuk hava ve kısa günlerden dolayı tercih edilmeyebilir
  • Ama Aralık ayında gerçekleşen Light Festival harika bir etkinlik, tavsiye ederim

Yol Gidenindir!

01 Temmuz 2005

İlk Yazı... Dallas-Londra-Los Angeles

Kıbrıs'ı saymazsak ilk yurt dışı seyahatimi 1995 yılında şirket içi eğitim için Dallas, Texas'a gerçekleştirdim ve tam 1 ay orada kaldım. İlk seyahat için oldukça uzun bir süreydi...

Hemen ardından 1 günlük Londra ile başlayan ve birbirini kovalarcasına takip eden seyahatler sonucunda 10 yıl içerisinde güneyde Arjantin, batıda Los Angeles, kuzeyde İskoçya ve doğuda Japonya'ya yayılan geniş bir coğrafyada bir çok ülke/bölge/şehir gezdim.

Burada, zaman buldukça bu gezilerimden aklımda kalanları yazacağım.
Hayat felsefem haline gelen lafı da blog'un başlığı olarak atadım.

Yol Gidenindir !