25 Temmuz 2005

Amsterdam Gezisi

Hoşgörü ve özgürlük şehri Amsterdam

Her şehrin bir farklı bir hikâyesi, bir büyüsü vardır. Kimi tarihi ile öne çıkar, kimi insanlarıyla, kimi binalarıyla, kimi de yaşanan hayatlarıyla... İstanbul bunların hepsini bünyesinde barındırsa da, onun gibi bir kaç şehir daha var dolu dolu yaşanacak ve hiç uyumayan. Bu yazıda Amsterdam'a uzanıyoruz.
Birçoklarına göre Amsterdam veya Hollanda dendiğinde akla ünlü yel değirmenleri ve lezzetli peynirleri gelir. Fakat bu benim için geçerli değil! En son geçtiğimiz Mayıs ayında ve 6. kez gittiğim bu enteresan şehirde, diğer ziyaretlerimde olduğu gibi, bu sefer de eğlenceli farklılıklar keşfettim. Tabi bu yazıyı hiç gitmemiş ve merak edenler için yazıyorum, o yüzden 6 ziyaretin bir harmanı olacak.
Amsterdam, deniz seviyesinden aşağıda, yaklaşık 200 irili ufaklı kanalın etrafında kurulmuş bir liman şehri. İstanbul’un tam aksine, şehirde tepe diyebileceğiniz en ufak bir yükselti yok. Bu yüzden, eğer bisiklete binebiliyorsanız size verebileceğim ilk tavsiye bisiklet kiralamak olacaktır. Hem ucuz, hem de eğlenceli bir alternatif. Bizimle birlikte oraya giden diğer insanlar günlük/haftalık ulaşım kartı aldılar (bizim akbil benzeri) ve yaklaşık günlük 10 €'dan toplamda 40 € harcadılar. Oysa bisikletin 4 günlük kirası için biz adam başı 14 € verdik. Bizim ekip bu işte başarılıydı! Otelimiz Amsterdam'ın kuzeyindeydi ve otobüsle 10 dakikalık bir mesafeydi bu. Bisikletlerimizle, sadece yayalar ve bisikletler için yapılmış ve 24 saat çalışan mini arabalı vapurlar ile kanalı geçip, 15 dakikada otelimize gidiyorduk. Bisiklet üzerindeyseniz kafanıza göre, gece-gündüz istediğiniz yere özel bisiklet yollarını kullanarak gidebiliyorsunuz. Tek dikkat etmeniz gereken nokta, bisikletinizden indiğinizde onu iyi kilitlemek. Amsterdam'da birbirine benzeyen 30.000 civarı bisiklet etrafta dolaşıyor ve kentte bisikletlerin çalınmasına çok sık rastlanıyor.

Ulaşımı bisikletle yapanlar için Amsterdam'ı gezmek çok daha kolay. Yaya olarak gezecekler için de birazdan anlatacaklarım geçerli. Central Station’ı, yani bizim bildiğimiz adıyla tren garını “0” noktası kabul edersek tam karşınızda Amsterdam'ın ana caddesi Damrak yer alıyor. Bu cadde sizi Dam Square’e götürüyor. Kraliyet Sarayı'nın da yer aldığı bu meydanda insanlar / topluluklar önceden izin almak şartıyla istedikleri gösteriyi yapabiliyor, istedikleri gibi slogan atıp, bağırıp çağırabiliyorlar. Biz oradayken Avrupa Anayasasına muhalifler çoğunluktaydı. Bir seferinde şimdi adını unuttuğum bir Afrika ülkesindeki insan hakları ihlalleri, bir diğerinde de uzakdoğuda çocuk işçi çalıştırılması konuları protesto ediliyordu. İşin ilginç olan kısmı, tüm bu gösteriler esnasında etrafta tek bir polis bile olmamasıydı! Hoşgörü ve rahatlığın bu kadarı gerçekten insana garip geliyor.
Damrak caddesine paralel uzanan ve daha uzun olan cadde Amsterdam'ın alışveriş caddesi. Bu caddede her zevke her kafaya uygun dükkanlar sıralanıyor. Hatta birçok marka birden fazla noktada var ve hepsi iş yapıyor. Özellikle ‘club wear’ ve ayakkabı sevenler için bulunmaz fırsatlar var. Diğerleri zaten bizim ülkemizde de var ve buradakiler de Türkiye'den ithal. Lüks dükkanların yer aldığı cadde ise şehrin doğusunda.
Şehrin biraz daha güneyine doğru gittiğinizde, ‘Sex Museum’ ve ‘Science Museum’ hariç Amsterdam'ın müzelerinin yoğunlaştığı bölgeye geliyorsunuz. Ben şahsen pek müze meraklısı olmasam da ekipteki kızların ısrarlarıyla ünlü Hollandalı ressam Van Gogh'un eserlerinin sergilendiği Van Gogh Museum’u ziyaret ettim. Açıkçası sıkılmadım ve size de tavsiye ederim. Her ne kadar önemli eserlerini verdiği altın çağını Fransa'da geçirmiş olsa da Vincent Van Gogh Hollandalıların gurur duydukları bir sanatçı.
Hollanda Ulusal Müzesi ve Modern Sanatlar Müzesi de yine bu bölgede yer alıyor. Ben ısrarlara rağmen bu müzelere girmedim ve kendimi ‘Vondelpark’a attım. Girişinden çıkışına bisikletle yaklaşık 20 dakika yol aldığınız büyük ve keyifli bir park burası. İnsanın kendini çimlere atıp uyuyası geliyor ama bunun çekiciliğine kapılmamanızı tavsiye ederim.
Her şey serbest ve özgür!
Dünyanın dört bir yanında yasak olan şeyler, Amsterdam’da günlük hayatın bir parçası halini almış durumda... Yani bir başka deyişle, her şey serbest ve yasal. Bunun için yerel idare kontrolünde, vergisini veren ve yasal ‘coffee shop’lar mevcut. Giriyorsun içeri, menüden kafana uyan çeşidi söylüyorsun, yanına bir de içecek alıp oturuyorsun. Gerisi size kalmış...
Diğer bir ‘geniş’ özgürlüğe ‘Red Light District’ diye adlandırılan kırmızı fener bölgesinde rastlayabilirsiniz. Yazının başında “Amsterdam bir liman şehridir” dediğimde coğrafi geyiğe sardığımı düşünenlere işte cevap geliyor; Her liman şehrinde olduğu gibi, Amsterdam'da da bir arz-talep dengesi yüzyıllar öncesinde kurulmuş. Şehre ticaret için gelen gemilerden inen gemicilerin malum ihtiyaçları için ilk durakları bu bölge olurmuş. İşte bu sistem halen sürmekte. Red Light District’de seks yasal ve serbest. Birbirinden güzel kızlar, kapılarında kırmızı ışıklar yanan küçük dükkanlarında kendilerini sergiliyor ve talebe karşılık veriyor. Bu bölge ve yapılan faaliyetler de aynı ‘coffee shop’larda olduğu gibi yerel idare kontrolünde ve tamamen yasal. (Coffee Shop List)
Fotoğraf çekmenin yasak olduğu bu bölgeyi (Red Light District) herkes rahatça gezebiliyor. Zaten yüzlerce erkek ve kadın etrafta yürüyor ve hiçbir arıza yaşanmıyor. Ancak tavsiyem, erkeklerin yanlarında eş veya kız arkadaşları varken bu bölgeye gitmemeleri yönünde... Bunun iki sebebi var: Birincisi, insanın gerçekten dünyası şaşıyor ve gözü dönüyor (-ki benim yakın bir arkadaşım bunu bizzat yaşadı) İkincisi de kadınlar çok merak etseler ve illa gezmek isteseler de nedense bu bölgeden pek hoşlanmıyorlar. Bir küçük ayrıntı, kırmızı ışık yerine mavi ışık yanan dükkanlara dikkat. Bunlar ‘daha farklı’ hizmet veren yerler; aman yanlışlık olmasın!

Gece hayatı
Amsterdam’da gece hayatı, şehrin ve insanlarının özgür ve sınırsız tarzına uygun bir eksende hayat buluyor. Supper Club denilen ve duyduğunuzda muhtemelen merak edeceğiniz yer bir gece kulübü değil, önce bunu belirteyim. Adı üzerinde ‘supper’ yani Amerikanca'da akşam yemeğinden gelen ve servisin modern bir ritüel ile güzel kızlar tarafından yapıldığı bir restoran esasında burası. Gerçekten lezzetli bir yemek için iyi adres ancak yemek toplam 4 saat sürüyor, bu da –küçücük- bir ayrıntı.
Gerçek gece hayatını yaşamak için ise biraz araştırma şart. Amsterdam da aynı İstanbul gibi pek çok farklı alternatif sunuyor insana. İlk tavsiyem şu olur: Gitmeden önce yakın zamanda orada bulunmuş birinden popüler mekanları öğrenin ve listenize alın. İkincisi, alışveriş yaparken ilgili dükkanlarda bulunan ‘flyer’lara bakın ve bunları da listenize ekleyin. Gerekiyorsa telefon edip bilgi alın ki sürprizle karşılaşmayın. İstanbul’daki gece hayatında nasıl giyiniyor, nasıl davranıyorsanız orada da aynısını yapın. Giremediğiniz veya girdiğinizde boş bulduğunuz mekân olursa yılmayın, devam edin. Yukarıdaki listeyi yaparken tavsiyeleri dikkate alırsanız keyifli bir gece sizi bekleyecektir. Tabi bu işin en sağlam yolu, Amsterdam'da yaşayan ve gece hayatını iyi bilen bir arkadaşınızın olması ve kendinizi onun tecrübelerine teslim etmeniz olacaktır.
Update 2015: Rembrandtplein ve Leidseplein' gece gezmeleri için bakılabilir.  

Yeme – İçme
Bizim kebabımız, zeytinyağlımız, İtalyan'ın pizzası, İsviçreli'nin fondüsü meşhurdur... Peki ya Amsterdam'ın? İşte bu sorunun cevabı çok zor, çünkü yok!

Waffle desem, pek beğenmedim çünkü Belçika'daki daha güzel... Belki deniz mahsülleri olabilir ama burada onlar da pek şahane değil hani. Tabi bu demek olmuyor ki gidin Türkiye’de de bulunan fast food restoranlarında yiyin! Bunca ülke ve şehir gezdim, hepsinde de yerel yemekleri tercih ettim. Fast-food’u her yerde yersiniz; “yeni bir şeyler keşfet” mantığını savunurum ben hep!

Café de Jaren çok hoş bir mekân mesela... Alışveriş yaparken keyifli bir mola için Espirit Café size iyi gelebilir. Arada gözünüze çarparsa bir külah patates alın, lezzetli bir alternatif oluyor. Amsterdam'ın içki konusundaki notu daha iyi. Heineken birasının memleketi burası zaten. Hatta müzesi bile var. Diğer yerel biraları tatmak istiyorsanız garsonunuzdan çeşitleri anlatmasını isteyin. Ben farklı çeşitlerini denedim.

Hediyelik
Biz millet olarak gittiğimiz yerlerden bir şeyler almayı ve sevdiklerimize hediye götürmeyi seven insanlarız. Amsterdam'dan alabilecekleriniz için işte size birkaç öneri:

İlginç t-shirtler, meşhur Hollanda peynirleri, bizim çinilere benzeyen porselenler… “Para sorun değil” diyorsanız elmaslar, müzelerden sanat eserlerinin poster versiyonları sizi bekliyor. Her yerde benzer hediyelikler var, fiyatlarına dikkat edin.

Ne zaman / nasıl gidilir?
Açıkçası bana kalsa her zaman gidilebilir ama ilk defa gidecekler için daha keyifli zamanlar Mayıs – Eylül arası. Kraliçenin doğum dünü olan ve büyük eğlencelerin olduğu 30 Mart tarihi de ilginç olabilir. Eğer turla gitmiyorsanız otelinizi ve uçağınızı önceden ayarlamanızı tavsiye ederim.

Sadece uyumak ve kişisel ihtiyaçlarınız için kullanacağınız oda için sakın servet ödemeyin. 60-70 €'luk bir oda işinizi görür. Daha ucuzları ve pahalıları elbette vardır ama tavsiye edilmez.

Amsterdam'a direkt olarak uçuş yapan birçok havayolu var. THY, KLM, Onurair ilk akla gelenler.
Update 2016: THY ve KLM'e ek olarak Pegasus ve Altasglobal her gün Amsterdam'a uçmakta. Son seyahat Atlas ile oldu. Saatleri makul, uçuşlar güzeldi.
Tabi her zaman olduğu gibi araştırmak ve en uygununu bulmak size kalıyor. Gerekiyorsa bir seyahat acentesi size yardımcı olacaktır.

Update 2016

  • Mekanlar değişiyor, Amsterdam pek değişmiyor
  • Dappermarket bizim semt pazarı ama Waterloplein ve Nieuwmarkt bit pazarları güzel
  • Kışın soğuk hava ve kısa günlerden dolayı tercih edilmeyebilir
  • Ama Aralık ayında gerçekleşen Light Festival harika bir etkinlik, tavsiye ederim

Yol Gidenindir!

01 Temmuz 2005

İlk Yazı... Dallas-Londra-Los Angeles

Kıbrıs'ı saymazsak ilk yurt dışı seyahatimi 1995 yılında şirket içi eğitim için Dallas, Texas'a gerçekleştirdim ve tam 1 ay orada kaldım. İlk seyahat için oldukça uzun bir süreydi...

Hemen ardından 1 günlük Londra ile başlayan ve birbirini kovalarcasına takip eden seyahatler sonucunda 10 yıl içerisinde güneyde Arjantin, batıda Los Angeles, kuzeyde İskoçya ve doğuda Japonya'ya yayılan geniş bir coğrafyada bir çok ülke/bölge/şehir gezdim.

Burada, zaman buldukça bu gezilerimden aklımda kalanları yazacağım.
Hayat felsefem haline gelen lafı da blog'un başlığı olarak atadım.

Yol Gidenindir !