08 Şubat 2014

Brezilya (Bölüm I) - Brezilya 101

Bu yazı serisinde, geçtiğimiz Kasım ayında gittiğim Güney Amerika’nın en büyük ülkesi olan Brezilya’yı kendimce sizlerle paylaşmak istiyorum. Fakat baştan belirtmek isterim ki bu gezi turistik olmaktan öte Goa’da yaşadığım dönemden tanıdığım iki dostum -Rico ve Ari- sayesinde tamamen yerel ve farklı bir seyahat oldu, buna göre okumak lazım ;)


Brezilya seyahatini ve gezi notlarını tek yazıya sığdırmak zor olacağından bölmek gerekti. Şöyle;


Gelelim Brezilya gezi notlarına...

Genel bakış

LP
Brezilya büyük bir ülke, gezmek için aylar lazım dediğimiz Hindistan’ın 2,5 katı bir alana sahip ki bu neredeyse tüm Avrupa kıtası kadar. Ülkenin önemli bir bölümü (kuzeybatısı) Amazon yağmur ormanlarından oluşuyor ama bu sizi gevşetmesin, gitmeden önce iyi bir planlama yapmak gerekiyor.

Brezilya’nın tarihi Portekizlilerin 1500 yılında ülkenin kuzeydoğusunda, Bahia’da bulunan Porto Seguro kasabası civarına ayak basması ile başlıyor. O dönemde sadece yerlilerin yaşadığı ve hiçbir şehrin, kasabanın hatta kalıcı yerleşim yerinin olmadığı Brezilya, tamamen bakir bir coğrafya olarak Portekiz denetimine giriyor.

Sömürgeciliğin temelinde yer alan kölelik sistemini burada oturtmak Portekizliler için hiç de kolay olmuyor. Çalışmayı reddeden yerli halk maalesef katlediliyor ve yerlerine Afrika’dan getirilen köleler tarla ve madenlere sürülüyor. Sırasıyla şeker kamışı, altın ve kahve sömürge ekonomisinin ana ürünleri oluyor.

Bu yeni topraklar aynı zamanda pek çok Avrupalı halk için de yeni ev oluyor. Özellikle birinci ve ikinci dünya savaşları sırasında eski dünyadan ayrılan pek çok insan Güney Amerika’ya göçüyor.

Bu nedenle Brezilyalılar, %47’si beyaz (model Gisele Bündchen ya da futbolcu Kaka gibi), %43’ü Pardo tabir edilen renkli / melez (model Adriana Lima, futbolcular Ronaldo ya da Alex gibi) ve %7’si siyah (futbol efsanesi Pele gibi) olmak üzere oldukça karışık, melez bir halk. Beyaz Brezilyalılar genelde ülkenin güneyinden, Arjantin’e yakın kısmından gelmekte. Kuzeye gidildikçe, örneğin Bahia’da ten rengi koyuluyor. Ayrıca Japonya dışında bulunan en büyük Japon kolonisi Brezilya’da yaşıyor. Sokaklarda Portekizce konuşan ve Latin Amerikalı gibi davranan çekik gözlüler görürseniz şaşırmayın.

İşin ilginç ve de güzel tarafı; değişik etnik kökenlerden gelen Brezilya halkı bu farklılıklarına aldırmaksızın birbirini kabul etmiş ve iç içe yaşamayı gayet iyi şekilde beceriyor. Asansörlerde bulunan şu uyarı da devletin duruşuna yerinde bir örnek; Asansörler ortak kullanımda olup ırk, renk, dil, orijin, sosyla statü vb temelli ayrımcılık yaparak diğerlerinin kullanıma kısıt getirmek federal suçtur mealinde bir metin.

Ne zaman gidilir?

Brezilya’nın farklı bölgelerinde farklı iklimler mevcut ancak bir genelleme yapmak gerekirse ekvatora yakın kuzey kesimlerinde yağmurlu ve kuru olma üzere iki mevsim, Rio de Janeiro, Sao Paulo ve ülkenin güney kesimlerinde dört mevsim yaşanmakta. Lakin ülkenin bu kesimleri güney yarımkürede olmasından dolayı mevsimler terstir. Havanın daha sıcak olduğu yaz ayları, yani Kasım – Mart dönemi tercih edilebilir. Fakat bu dönem aynı zamanda daha fazla yağmurun da yağdığı dönemdir lakin pek çok tropik bölgede olduğu gibi yağar geçer. Yılbaşı veya Rio Karnavalı döneminde gitmeyi planlıyorsanız, fiyatların epey arttığını aklınızda bulundurun.

Nasıl gidilir?

THY’nın Istanbul’dan Sao Paulo’ya direkt uçuşu elbette Brezilya’ya en kolay ve hızlı ulaşma yolu. Maalesef Güney Amerika’ya olan uçuşlar oldukça pahalı. Mümkünse benim yaptığım gibi millerinizi kullanarak bilet alın. Bu mümkün değilse internet üzerinden (expedia, hipmunk, geziko, opodo vb. sitelerden) sıkı bir araştırma ile farklı havayolları ile iyi bir fiyat yakalayabilirsiniz. Hatta Türkiye’den Avrupa’ya low-cost havayolları ile gidip buradan daha ucuza uçabilirsiniz. Örneğin Air Europa 2013 Aralık itibariyle Madrid – Sao Paulo uçuşlarına başladı. Kendinizin oluşturacağı bu tip bağlantıları da kontrol etmekte fayda var. Bir de Avrupa aktarmalı olarak Brezilya’nın Sao Paulo ve Rio de Janeiro dışında bir şehre uçup gezinize buradan başlayabilirsiniz.

Güvenlik

İlk defa bir gezi yazısında ‘Güvenlik’ diye bir bölüme yer veriyorum. Lakin söz konusu Brezilya olunca bu şart. Sebebini şöyle anlatayım; Istanbul’da sokakta yürürken birkaç evsiz görmeniz pekala mümkündür ama bu şahıslardan kendinize yönelik ciddi bir tehdit algılamanız nadirdir. Kafası güzel ‘tinerci’ gençlerden huzursuz olabilirsiniz, hatta denk getirirlerse paranızdan olabilirsiniz. Fakat Sao Paulo’da sıradan bir günde şehrin her hangi bir caddesinde onlarca evsiz görebilirsiniz ve bunların pek çoğu sizi huzursuz edebilir ki bu güvenlik sorununu sadece bir yanı.

  • Büyük şehirlerin tamamında –ki bunların başında Sao Paulo ve Rio geliyor- geçmişe göre düzelme olsa da güvenlik önemli bir sorun. 
  • Şehirlerin belirli bölge ve sokaklarına günbatımından sonra girmek mümkün değil. Zaten mümkünse hiçbir zaman tek başınıza gezip tozmamakta fayda var. 
  • Günün her saati ve hemen hemen her mekanda çantanızı, kıymetli eşyalarınızı gözünüzün önünden ayırmamalısınız. 
  • Plajlara giderken yanınıza 20-30 Real para ve içiyorsanız sigara dışında bir şey almayın. Cüzdanınızı, telefonunuzu ve fotoğraf makinesi gibi her türlü değerli eşyanızı güvenli bir yerde bırakın. 
  • Turist gibi giyinmeyin, şort t-shirt ve terlik gibi basit kıyafetler tercih edin. 
  • Huylandığınız kişileri gördüğünüzde aranızda Türkçe veya İngilizce konuşmaya ara verin. ATM’lerden para çekerken AVM veya kapalı mekanlardaki noktaları tercih edin, paranızın tamamını aynı cepte veya cüzdanda taşımayın. 
  • Mümkünse sağ cebinizde 10-20 Real bulundurun ve olası bir nahoş karşılaşmada elinizi cebinize atın ve ‘hepsi bu’ diyerek verin ve hızla uzaklaşın. 
  • Rio Festivali ise taksicisinden yankesicisine tüm uyanıklar için turist cennetine dönüşüyor. Scam City’nin Rio bölümünü izleyip yola çıkın.
Ne yenir – Ne içilir?

Brezilya mutfağı tıpkı halkı gibi karışık bir mutfak. Ben yediğim hiç bir yemekten pişman olmadım. Bir başka değişle hiç bir yemek bana ters gelmedi. Sizin de yemek konusunda zorlanmayacağınızı düşünüyorum. Gelin bu yemeklere bir göz atalım;
  • Mandioca: Patatesin kuzeni olan ve her bölgede farklı bir isim alan (ipin, xxx gibi) bu lifli kök sebzesinin en güzel hali kızartması. Biranın yanına çok yakışıyor. Bunun yanında öğütülüp un haline getiriliyor ve bu undan pek çok farklı şey yapılıyor. Bunların başında madioca ununun tereyağı, soğan, sarımsak, maydanoz ve tercihe göre domuz pastırması ile pişirilmiş hali Farofa geliyor. Taze ve henüz nemli olan madioca ununun tavada pişirilmesi ile elde edilen ince lavaş halinin içine et, tavuk ya da nutella gibi içeriklerin konulması ile yapılan dürüm benzeri Tapioca hem inanılmaz lezzetli hem de ucuz bir yemek.
  • Prato Feito: Türkçeye ‘tam öğün’ olarak tercüme edilebilecek, siyah fasulye, pilav, et veya tavuk, ve farofa’dan oluşan tepeleme dolu bir tabak.
  • Espenedas / Pastel: Bildiğimiz börek! Çeşitli şekillerde kaşarlısı, tavuklusu, sebzelisi mevcut.
  • Carne Seca: Soğanla birlikte pişirilmiş ince kesim dana eti
  • Bolacha de Prololone: İncecik kesilip tavada kızartılmış peynir. Biranın yanına harika gidiyor
  • Pico Burger: Dana etinin en yağlı ve lezzetli kesimi olan ‘Picanha’dan yapılan hamburger.
  • Palmito: Palmiye ağacı gövdesinin kalbi. Kuşkonmaza benzer tadı ile enfes. İsterseniz sade isterseniz salatanızla birlikte yiyebilirsiniz.
  • Sandouich Beirut: Brezilya’ya göçen Lübnanlıların tahminimce lavaş ekmeği ile yapmaya başladıkları ancak zaman içerisinde evrimleşip Brezilyalılaşan etli/tavuklu sandviç. Yeri gelmişken belirteyim; Brezilyalılar her türlü yemeği kendi ağız tatlarına uydurmaktalar.
  • Polenta: Bilenler için kısa tanımı muhlama veya kuymak. Bilmeyenler için; Karadeniz bölgemizde yapılan mısır unu, tereyağ ve peynirden yapılan bir yemek.
  • Coxinha (Koşinya): İçi tavuk dışı galeta unu ile kaplı, armut şeklinde, kızarmış krem peynir. Enfes!
  • Feijoada: Fasulye, domuz eti ve dana etinden yapılan bu tencere yemeği Brezilya’nın favorisi.
  • Moqueca: Balık, karides ya da karışık da yenilebilen güveç. Mutlaka tadılmalı. Tavsiyem karidesli olanı
  • Açai: Guarnica şuruplu açai (asai okunur) püresi dondurma kıvamlı inanılmaz bir tatlı. Koca bir kase geldiğinde paylaşarak yemeye gayret edin.
  • Et: Bunu sona bıraktım :) Brezilya’ya gelip et yemeden sakın dönmeyin. Bunun için mümkünse yiyebildiğiniz kadar yediğiniz ve fiks bir fiyat ödediğiniz restoranları öneririm. Picanha Brezilya’da etin en iyi kısmı. Bir de ismini hatırlamadığım, hayvanın sırtından çıkan ve bir gün önceden ağır ağır pişirilen kısmı fevkalade. Yalnız sosislere dikkat! Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, Arjantin eti daha güzel :)
Cachaça şeker kamışından yapılan, Rom’un kuzeni tabir edilebilecek bir içki. Sek tüketilebileceği gibi Cachaça’dan yapılan kokteylleri mutlaka deneyin. Ünlü Caprinhia’nın da ana maddesi Cachaça.

Bira Brezilya’da meşrubat yerine ve de buz gibi içilmekte. Benim favorim ve önerim hafif içimli ‘Original’, o yoksa ‘Skol’ veya ‘Brahma’. Değişik meyve suları da deneyin... mesela Cashew Juice ilginç bir tat.

Nerelerde yenir?

Sao Paulo
Bizim Bambi Büfe veya Marmaris Büfe muadili ve aynı zamanda bira satılan mekanlara ‘Boteca’ deniliyor. Bu tip yerlerde günün hemen hemen her saati ucuz ve yerel tatları yiyebilirsiniz. Bunlardan Sao Paulo’daki Estadao (Prato do Dia Boteca'ya yakın) özellikle tavsiye edilir. Burada civardaki gazetelerde çalışanlar, evsizler, fahişeler, polisler, işçiler ve patronlar yan yana yemek yiyip, sohbet ederler. Rua Augusto’nun merkez tarafında mukim iki restoranı önerebilirim. Bunlardan ilki bir kasaptan bozma ‘Corniceria’ ve eski eşyaların dekorasyonu eşliğinde ‘Caos’

Sao Paulo’dan Paraty’ye giderken yolda ‘Bica do Curio’ kitch bir mekanda kilo usulü satılan yemeklerden seçip karnınızı doyurabilirsiniz.

Vitorianis Grill, Paraty
Paraty
Vitorianis Grill Moqueca yemek için iyi bir seçim. Buranın yakınlarında bir Türk lokantası da mevcut ama aşçı dahil herkes Brezilyalı. Kiliseye yakın Coupe Bar iyi bir alternatif. Paraty’de deniz mahsullerini tercih edin ve pizza yemeyin zira iyi yapamıyorlar.

Rio de Janeiro
Lapamaki isimli Japon restoranı oldukça popüler ve iyi bir seçim. Kahvaltı veya bir öğlen yemeği için eski şehirdeki ‘Confeitaria Colombo’ mutlaka ziyaret edilmeli. Brezilya’da pizza yiyecekseniz doğru adres Rio de Janeiro. Bir akşam yemeğinizi değişiklik yapıp büfelerden alacağınız sandviç, börek vb. atıştırmalıklar ve bira eşliğinde gece de aydınlatılan Copacabana, Ipanema veya Leblon plajlarından birinde yiyin.

Trancoso
Quadrado’daki Tapiocacıyı tek geçerim. Ayrıca Lano Dom’un Beirut sandviçi leziz.

Gece Hayatı

Sao Paulo’da ‘Prato do Dia’ küçük ama eğlenceli bir ‘Balada’ mekanını tavsiye edebilirim. Ben gitmedim ama Hotel Unique’in tepesindeki Sky Bar ve güzel caz dinleyebileceğiniz Riviera Bar tavsiye ediliyor. Rua Augusta’da mukim Annexo B’nin alt katı bar üst katı canlı performans olan bir mekan.

Rio’da ‘FosfoBox’ eğlenceli bir bar ve hemen hemen her gün bir DJ ya da canlı performans var. Scenarium ve Carioca de Gema ise pek çok kişi tarafından öneriliyor ama ben gidemedim.

Gittiğim tüm parti/balada mekanlarında ilginç bir sistem var; girişte kimliğinizi gösterip kayıt yaptırıyorsunuz ve bir kart alıyorsunuz. İçeride içtikleriniz bu karta işleniyor ve mekanı terk etmeden önce ödemenizi yapıp kartınızı teslim ediyorsunuz... garipsemeyin. Normal barlarda ise durum bizdeki gibi.

Ne alınır?


Ariadine


  • Santoslu kağıt kesme sanatçısı Ariadine’in el yapımı deli işi eserlerinden birini alabilirsiniz. Yukarıdaki benim favorim olan geometrik olan bir eseri. Farklı eserleri mevcut. Online mağazası için tıklayınız >>>
  • Sao Paulo’da kurulan üç tane bit pazarı var. Hemen hemenntoslu kağıt kesme sanatçısı Ariadine’in deli işi eserlerinden birini alabilirsiniz. 
  • Paraty’den, yani yerinden, elbette Cachaça ve likör. Cachaça’da Maria İzabel, likörlerden ise özellikle acı biberli-çikolatalısı ve muzlusu (soğuk içilir) şiddetle tavsiye edilir.
  • Rio de Janeiro’da Copacabana’da akşamları kurulan sokak pazarından yerli sanatçıların resim ve heykelleri çok hoş alternatifler. Hem orijinal bir şey satın almış oluyorsunuz hem de yerel sanatçılara destek olmuş olursunuz.
  • Trancoso’dan ‘dream catcher’ yani rüya yakalayıcısı ve el yapımı hediyelikler alınabilir.
  • ... ve elbette gitmişken tam da yerinden epey ucuza Havaianas parmak arası terlik alabilirsiniz.
Aklınızda bulunsun...
  • Sao Paulo şehrinden olanlara Paulista, Rio’dan olanlara Carioca deniliyor.
  • Bizim parti, gece çıkmalarına genel olarak verilen isim ‘Balada’
  • İngilizce büyük sorun, konuşanı bulmak zor. Bizim ülkemizde turistin uğradığı hemen her yerde esnaf, halk çat-pat İngilizce konuşur, konuşamasa bile yabancılarla anlaşmak için elinden geleni yapar. Brezilya’da ise ne yazık ki durum pek iç açıcı değil.
  • Sao Paulo ve Rio de Janeiro’daki metrolar genelde güvenli. Tek bilet 3 Real.
  • Oscar Nimeyer Brezilyalı dünyaca ünlü mimar ve eserleri tüm ülkede gurur kaynağı.
  • Marihuana içmek kriminal suç kapsamında değil ancak yine de dikkat, siz bir turist olarak bu işlere bulaşmayın.
  • Trancoso'da sadece bir adet ATM var ve bozulursa parasız kalabilirsiniz, gitmeden çekin.
  • Denk getirip bir futbol maçı izlemeye stadyuma gidin... mümkünse Santos, Corinthias, Fluiminese veya Flamingo’nun bir maçı olsun.
  • Ülke içi havayolu ile ulaşım oldukça pahalı. Üstelik biletinizi satın aldıktan sonra değişiklik yapmak da çok zor zira İngilizce konuşan bir muhatap bulmak neredeyse imkansız. Turistler için havayolları 3’lü-5’li kupon biletler satmakta. Tarihlerinizi belirleyip bu nispeten uygun fiyatlı kupon biletleri kullanabilirsiniz.

Bu seyahatimin sıradışı ve çok güzel geçmesinin en büyük nedeni olan dostlarım Rico ve Ari'ye buradan teşekkür etmek istiyorum. Onların sayesinde Brezilya seyahatimde güzel insanlarla tanıştım, eğlendim, gittiğim şehirlerde konaklamaya hiç para ödemedim, en leziz yemekleri yedim, lokal barlara gittim, lokal yaşadım... 

Valeo amigos! foi maravilhoso :)

Brezilya (Bölüm II) – Sao Paulo

Sao Paulo sadece Brezilya’nın değil, tüm güney yarımkürenin en büyük şehri ve ülkenin ticari başkenti. Bu nedenle gerek Brezilya içinden gerekse diğer Güney Amerika ülkelerinden ciddi göç alan bir şehir. Buna karşın ülkeye gelen turistlerin pek de ziyaret etmedikleri bir şehir. Zürih ya da Manchester ne kadar turistik ise Sao Paulo da o kadar turistik diyebiliriz. İnternette işe yarar bir turistik haritası bile yok!

Oryantasyon

Centro

Birinci gün yapılan hızlı şehir turunda öğrendiğim ilk şey; zamanında şehrin zengin ve güzel kısmı olan merkezin (Centro) bugün maalesef kimsenin yaşamadığı, gündüzleri iş yerleri nedeniyle hareketli, gün batımı sonrası ise sokaklarında yürüyemediğiniz bir bölgeye dönüşmüş olması. Buna karşı şehir merkezinin etrafını çepeçevre saran bir kuşak olarak konumlanan ‘iyi’ semtler ve bölgeler yer almakta. (Bu nedenle otel seçerken merkezde olsun diye tutturmayın)

Praça de Se
Praça de Se (Se Meydanı) şehrin sıfır noktası. Burada benim en dikkatimi çeken şey yüksek mahkeme binası ile şehrin katedralinin yan yana oluşu oldu. İster dünya ister ahiret işiniz olsun, biz buradayız misali.

Buraya yakın, Sao Paulo’yu, daha doğrusu beton ormanını tepeden izleyebileceğiniz ‘Edificio Martinelli’ binasının tepesi ilginizi çekebilir. Çıkışın ücretsiz olduğu bu çatı size ne kadar büyük bir şehirde olduğunuzu anlamaya yardımcı oluyor. Bir diğer alternatif ise Barespa binası. Yine bu bölgede yer alan Teatro Municipal (Belediye Tiyatrosu) muhteşem bir bina.

Merkezde dikkatinizi çekeceğinden emin olduğum bir başka şey ise işgal altındaki binalar. Bunlar sahipleri ile devlet arasında yıllardır süregelen davalar neticesinde resmi olarak kullanılmayan ancak pratikte evsiz insanlar tarafından ‘geçici işgal’ altındaki binalar. Hepsinin ön cephesinde kırmızı bir bayrak ve genelde FLM flaması asılı.

Bana Sao Paulo’nun en önemli özelliği ne diye sorarsanız şehirdeki bina çeşitliliği derim zira bizdeki gibi yık ve yap yöntemi uygulanmıyor. Bu sebeple 17nci – 18nci yüzyıllarda yapılan koloniyel binaların yanında 60’lardan kalma bir FLM apartmanı, hemen onun yanında 70’lerde yapılmış modernist bir apartman ve onun karşısında 80’lerin camlı-alüminyum çerçeveli kuleleri yan yana dizilmekte. İlginç ama şehir genelinde bütünlüğü olan bir tezat bu.

Bir diğer önemli nokta da Sao Paulo’nun ‘ad free’ yani reklamlardan arındırılmış bir şehir olması.

Kulağa harika geliyor değil mi? Sokakta yürürken önünüze koca koca billboardlar çıkmıyor ya da otobüs duraklarında, bina cephelerinde reklam görmüyorsunuz. Yine bu kanun sebebiyle iş yerlerinin tabelaları çok küçük ve sizi görsel olarak yormuyor. Bunun yerine pek çok duvar grafiti ile dolu. Hatta ünlü grafiti sanatçılarının eserlerini gururla gösteriyorlar. Bence oldukça hoş ve keyifli bir değişim olmuş.

Parklar ve Müzeler

Şehrin pek çok parkı mevcut. Hafta sonları çocuklu ailelerin tercih ettiği ‘Agua Branca’, içinde safari yapabileceğiniz ve 3.000’den fazla tür barındıran ‘Jardim Zoologico’ya ev sahipliği yapan ‘Parque do Estado’ ve pek çok müzeye ev sahipliği yapan Ibirapuera parkı bunlardan birkaçı. Bir gününüzü mutlaka Ibirapuera’ya ayırın ve sırasıyla çağdaş sanat müzesi MAC’ı (Museo de Arte Contemporanea), bir Oscar Niemeyer eseri olan ve Sao Paulo bienaline ev sahipliği yapan ‘Ciccillo Matarazzo Pavilion’u, ‘Museu Afro-Brasil’i ve modern sanat müzesi olan ‘São Paulo Museum of Modern Art’ı gezin. Bunlara ek olarak, pek yakın olmasa da, ziyaretiniz sırasındaki sergiye göre görüntü ve ses müzesi MIS’e gidebilirsiniz. Ben şansıma Stanley Kubrick’in filmlerinin tematik odalarda ziyaretçilerle buluştuğu bir sergiye denk geldim mesela ;)


Mercado Municipal
Bir yarım gününüzü ayırıp eskiden dünyanın her yerinden gelen meyve, sebze ve çeşitli malların satıldığı ancak bugün kapsamı oldukça daralmış olan belediye pazarına, Mercado Municipal’a gidin, kısa bir dolanma sonrası üst katta Mortadella sandviç yiyin ve ardından yürüyerek* Pinacoteca müzesine gidin. Sonrasında Pinacoteca’nın devamı olan ve 1930 yılınında inşa edilmiş olan ‘Estaçao Julio Prestes’ tren istasyonunu ziyaret edin.

En az bir yarım gününüzü de şehrin bit bit pazarına ayırın. Ayrıntılı bilgi Brezilya 101 yazısının ‘Ne alınır’ kısmında yer almakta.

* Brezilya 101’deki güvenlik kısmını okuyunuz

Paulista

Av. Paulista ve MASP
Burası şehrin en önemli ve hareketli caddesi. Bir gününüzü ve gecesini Paulista ve çevresine ayırın. Öncelikle Sao Paulo Sanat Müzesi - MASP’ı ziyaret edin. Ardından yine ilginç sergileri yakalayabileceğiniz FIESP/SESI merkezine göz atın. Edificio Horsa binasında 1948 yılından beri hizmet veren, Amerika’daki Barnes & Noble benzeri Livraria Cultura’yı dolaşın ve kitapçı ne demekmiş görün.

Oscar Freire
Ardından Paulista’yı kesen Rua Augusta’dan kuzeye doğru salın kendinizi. 10-15dk’lık bir yürüyüş sonrası Sao Paulo’nun Nişantaşı’sına, Oscar Freire caddesine varacaksınız. Marka dükkanları, hoş cafeleri, güzel kadınları, yakışıklı erkekleri, tertemiz sokakları ve başka hiç bir yerde olmayan güvenli ortamı ile gerçekten ruh halinizi değiştirecek bir yerde olacaksınız. Paranıza kıyıp oturun bir kahve ya da içki için, keyif yapın. Vaktiniz olursa civardaki sanat galerilerine göz atın.

Rua Augusta
Ardından, gün batımı sonrası geriye yürüyün, Paulista’yı geçip Rua Augusta’nın diğer tarafına, merkeze doğru olan kısmına yürüyün. Sao Paulo’nun alternatif gençliğinin takıldığı bölge burası. Yemek yenilecek oldukça ilginç mekanlar var, ben önerilerimi bu yazı serisinin, Bölüm I – Brezilya Notları (Ne zaman gidilir, nasıl gidilir, ne yenir, ne içilir, ne alınır vs.) postunda listeledim. Cuma veya Cumartesi günü giderseniz ve biraz sıra beklemeyi göze alırsanız bir parti (ballada) veya konsere kendinizi atabilirsiniz.

Crackland

Crackland
Sao Paulo’da bence görmeniz gereken bir bölge de ‘crackland’ olarak adlandırılan, sokaklarda crack kokain içen evsizlerin hayatlarını kafaları güzel halde geçirdikleri bölge. Buranın kenarından ancak araba ile geçebiliyorsunuz ama gördükleriniz sizin için yetiyor da artıyor. Ter, pislik, sidik ve yanan kokainin karışımı inanılmaz bir koku, kaldırımlarda ve sokaklarda yüzlerce insan... ve tüm bu olan bitenin 100-150 metre ilerisinde bölgeyi uzaktan kontrol eden polis noktaları. Çok etkileyici bir durum, dramatik bir deneyim.

Sao Paulo Bienali

Şehirde gerçekleşen iki önemli etkinliği yazmadan geçemeyeceğim zira ikisi de önemli ve seyahatinizi ünlü Rio festivaline göre ayarlamıyorsanız tarihlerinizi bunlara göre belirleyebilirsiniz;

Sao Paulo Bienali, 1951’de düzenlenmeye başlayan dünyanın Venedik Bienali’nden sonra ikinci en eski bienali ve 2012 yılında 30ncusu düzenlenmiş. Bizim Istanbul Bienali’miz ise bu yıl 13ncüsü gerçekleşti. Gerek düzenlendiği mekan gerekse Sao Paulo ve Brezilya sanat çevrelerinin ilgisi ve katkısı ile şehrin gurur duyduğu bir etkinlik yaratılmış. 31nci Sao Paulo bienali 06 Eylül – 07 Aralık 2014 tarihleri arasında düzenlenecek.

Karnaval

Bir diğer önemli etkinlik ise Sao Paulo Karnavalı. Brezilya denildiğinde hemen hemen herkesin aklına futbol ve Rio Karnavalı gelir ancak farklı şehirlerin ya da bölgelerin kendisine ait ve farklı tarihlerde düzenlenen karnavalları mevcut. Sao Paulo Karnavalı ise Rio Karnavalı ile aynı tarihte, 28 Şubat 2014’de. Rio kadar popüler olmasa da 350.000 ziyaretçisi ve sokak partileri ile iyi bir alternatif.

Santos

Sao Paulo şehri denizden yaklaşık 70km içeride bulunuyor. Santos şehri ise Sao Paulo'nun deniz tarafı olarak kabul edilebiliecek ve bir saat mesafede bulunan bir yer. Şehrin kaosundan kaçmak ya da farklı bir yer görmek isteyenler için iyi bir alternatif olabilir.

Toparlarsak...

Tıpkı farklı dönemlere ait binaların bir arada bulunduğu gibi Paulista ve Crackland de bu tezatlar şehrinin birlikte var olan iki uç noktası. Müzeleri ve parkları dışında da Sao Paulo’da gezilip görülecek pek de bir yer yok. Bu nedenle Brezilya seyahatinizi planlarken buraya üç-dört gün ayırmanız yeterli olacaktır zira daha görülecek çok yer var...


Brezilya Gezi Notları aşağıda linklerini paylaştığım beş bölümden oluşmaktadır;

Brezilya (Bölüm III) – Sao Paulo’dan Rio’ya / Paraty

Yollardayız...


Sao Paulo’dan Rio de Janeiro’ya giden iki yol mevcut. Bunlardan en kısa ve hızlı olanı elbette platodan giden otoyol. Benim gittiğim ve size tavsiye edeceğim yol sahilden giden uzun yol. Kiralık bir araç ile yapabileceğiniz bu rota ülkenin koruma altındaki bitki örtüsüne sahip ormanlardan geçiyor. Sao Paulo’dan ayrıldıktan sonra Yengeç Dönencesini geçip Ekvator’a doğru devam ediyorsunuz. Öğlen yemeği molasını ülkenin en kitch lokantalarından biri olan ‘Bica do Curio’da yiyebilirsiniz. Toplamda 7 saatlik bir yolculuk.

Paraty

İki büyük şehrin hemen hemen tam ortasında yer alan Paraty Portekizliler tarafından kurulmuş bir liman kasabası. Burası tüm Brezilya seyahatimde en keyif aldığım yer oldu zira hem orijinal binaları, sokakları ile hem de keyifli yaşam tarzı ile ilginç ve güzel.

Sokakları Portekizliler tarafından büyük taşlardan ve ortaya doğru eğimli olarak yapılmış. Bunun sebebi ise med-cezir sebebiyle şehrin sokakları hergün su ile dolmakta ve her türlü pisliği alıp götürmekte. Döneminin mühendislik harikası sayılabiliecek bu yapı bugün halen korunmakta.

Binaları da koruma altında. Genelde balıkçı olan sahipleri bakım masrafları yüksek olması sebebiyle bu binaları genelde ya kiralamakta ya da satmakta.

FIFA tarafından 2014 Dünya Kupası finallerine geleceklere maçlar dışında görülmesi tavsiye edilen birkaç yerden biri olan Paraty umarım bu dönemi fazla hasar almadan, fiyatlarda da kalıcı bir artış olmadan atlatır.

Paraty büyük bir körfezin dip noktasında yer alıyor. Bu körfezin ağzına yer alan Isla Grande, yani büyük ada sayesinde okyanusun dalgalı ve sert denizi yerine körfezin içerisinde sakin bir deniz ve sayısı 400’ü bulan irili-ufaklı bir sürü koy ve plaj, tropik deniz keyfi sunuyor.


Bir gününüzü şimdi yazacağım programa ayırın; Sabahtan Trindade plajına gidin, burada biraz vakit geçirdikten sonra patika yoldan ‘Praia do Meio’ plajına geçin ve ardından yine patika yoldan devam ederek ‘Praia do Cachadaço’ya gidin. Keyfinize göre iki plajdan birinde mola verin.

Buradan inişli-çıkışlı bir patika ile büyük kayaların oluşturduğu doğal havuz olan ‘Piscina Natural Cachadaçao’ya geçin, pişman olmayacaksınız. (Fotoğrafta gözüktüğünden çok daha güzel)

Dönüşte iki seçeneğiniz var. Med-cezir sebebiyle deniz yükselmemişse karadan yürüyerek dönebileceğiniz gibi doğal havuzun oradan kalkan motorlu kayıklardan birini binerek ilk plaja, yani Trindade’ye denizden dönebilirsiniz.

Bir gününüzü ana iskeleden her sabah kalkan teknelerle yapılacak tura ayırabilirsiniz. Burada tekne seçimi ve fiyat pazarlığı önemli zira çeşitli boylarda onlarca tekne farklı parkurlarda tur yapıyor. Mümkünse kaldığınız pansiyondan (pousada) yardımcı olmasını isteyin. Tekne turuna meyve ve kahve dahil, yemek hariç fakat teknede balık, tavuk, patates gibi atıştırmalıklar ücreti karşılığı alınabiliyor.

Vaktiniz varsa bir gününüzü farklı bir plaja, diğer bir gününüzü de Paraty’nin hemen üstünde, platoda yer alan Quna’yı (Kunya okunur) görmeye ayırabilirsiniz.

Kalınacak yer önerisi...

Beni Brezilya’da ağırlayan dostlarımın arkadaşları tarafından yeni açılan Pontal Gardens son derece keyifli, güvenli ve hoş bir pansiyon... ya da bizim standartlara göre lüks pansiyon.

Sahipleri Nando ve Rony hem sizi güzel ağırlarlar hem de pek çok derdinize derman olabilirler... ve en önemlisi kazıklanmazsınız. Benden selam söyleyin.

Paraty – Rio de Janeiro

Paraty’den Rio’ya giderken ana yoldan 2-3km sapıp uğrayabileceğiniz pek çok plaj var ama özellikle tavsiye edeceğim bir yer yok. Önerim kahvaltı sonrası Paraty’den yola çıkmanız ve kiralık araç ofisleri kapanmadan Rio’ya varıp arabanızı teslim etmeniz yönünde olacaktır. Lamba gibi Rio’da araç kullanmayın zira kiralık araçlar (ve siz) potansiyel yolunacak kaz durumunda olursunuz. Sahta trafik polislerinin bile görüldüğü bir şehirden bahsediyoruz.

Brezilya Gezi Notları aşağıda linklerini paylaştığım beş bölümden oluşmaktadır;

Brezilya (Bölüm IV) – Rio de Janeiro

Rio... karnavalın şehri

Rio de Janeiro, Brezilya’nın Amazonların ortasına sıfırdan inşa edilen ve 1960’da açılan Brasilia’dan önce ülkenin federal başkenti ve hala en ‘cool’ şehri olarak uzun bir yazıyı hak ediyor.

Oryantasyon


Şehir, deniz ile dağlar arasında sıkışmış ince ve uzun bir alanın koylarına ve nispeten eğimi az yamaçlarına kurulmuştur. Koylar arası geçişler uzun tüneller ve viyadüklerle sağlanmakta. İlk sıra dağlardan sonra gelen ve ikinci sıra dağlara kadar giden düzlük şehrin nispeten rahat geliştiği bir bölge. Burada dünyaca ünlü Maracana Satdyumu, şehrin yeni havalimanı ve çokca favella bulunmakta.

Sırasıyla şehre ismini veren Janeiro nehrinin ağzına kurulu olan eski Rio, yani Centro, Botafogo, teleferikle tepesine çıkabileceğiniz Pao de Açucar, Copacabana, aynı plaj üzerinde yer alan Arpoador, Ipanema ve Leblon, Sao Conrado ve son olarak Barra de Tijuca yer almakta.

Biz bir arkadaşımızın tabiri caiz ise Rio'nun sonunda, Barra de Tijuca'da bulunan evinde kaldık. Şöyle anlatmalı; iki şerit gidiş - iki şerit geliş olmak üzere dört şerit ve yelillikli orta refüjü olan Rio sahil yolu bizim bina sonrasında iki şeride düşmekteydi... Rio'nun sonu derken bunu kasdediyorum :)

Centro - Eski Rio

Güne Confeitaria Colombo’da kahvaltı yaparak başlayın. Tatlıları çok meşhur ve lezzetli, benden söylemesi. Bir de muhteşem dekorasyonu...

Kahvaltının ardından kendinizi sokaklara atın. Bu bölge şehrin en eski ve güzel binalarının bulunduğu bölge olduğu için mümkünse yürüyerek Teatro Municipal, Ulusal Kütüphane ve piramitimsi Rio Katedralini görün.

Ardından tüm Rio şehrini deniz tarafından ve panoramik olarak görebileceğiniz Pao de Açucar’a (İngilizce adı ile Sugar Loaf / Biletler kişi başı 60,50Real) çıkın.

Burada hem manzaranın keyfini çıkarın hem de oryantasyonunuzu sağlayın zira yukarıda saydığım tüm plajları buradan çıplak gözle görmeniz ve şehri kafanızda oturtmanız mümkün.

Üstelik Mt. Christo’yu (İsa Heykeli) buradan görmeniz, gitmenizden daha makul bir seçim olur zira İsa Heykeli hem uzak, hem manzarası Sugar Loaf kadar güzel değil, hem de tepesi oldukça küçük olduğundan kalabalık olmakta.
İlla şehri farklı bir noktadan görmek istiyorsanız Botanik Bahçesinin yanından tırmanmaya başladığınız Tijuca ormanında yer alan ‘Vista Chinesa’ya çıkın. Üstelik burası bulutlu havalarda bile size güzel bir manzara sunuyor.

Copacabana – Ipanema – Leblon

Bu üç plaj sanırım Rio denince aklınızda kalacak iki-üç şeyden bir olacak. Plajlara gitmeden önce Brezilya gezi yazısı serisinin ilki olan Brezilya 101’de yer alan ‘Güvenlik’ kısmını mutlaka okuyun.

Plajlar hemen yolun altında yer almakta, geniş ve uzunlar. Yol ile plaj arasında yer alan büfelerden yiyip içebilirsiniz. Belirli aralıklarla yer alan ve üzerlerinde kocaman numaralar yer alan istasyonlarda tuvalet, duş ve cankurtaran mevcut.

Hafta içi nispeten boş olan plajlar hafta sonları Rioluların buluşma, sosyalleşme ve eğlence yeri. Plajların belirli LGBT bölgeleri mevcut, hoşlaşmıyorsanız gökkuşağı bayraklara dikkat edin, ortalarına düşüp huzursuzlanmayın. Plaj genelinde yaş ve kilosuna bakmadan tüm kadınlar tanga giymekteler ki bu bazen hoş bazen de nahoş görüntüler oluşturabiliyor. Bu arada kadınların eş ya da erkek arkadaşlarını götürmekten bir endişesi olmasın zira bilinen efsanenin aksine Brezilya’da güzel kadın sayısı oldukça az ki o kadarını Türkiye’de de görüyoruz... rahat olunuz.

Yolun diğer tarafında ise şehir hayatı tüm hızıyla devam ediyor. Şu sıralar tartışmasız en gözde plaj ve semt Leblon. Plaj ve deniz keyfi sonrası yürüyerek sokakları dolaşabilir, gözünüze kestirdiğiniz bir cafe veya bistroda günü tamamlayabilirsiniz. Bir başka alternatif ise Copacabana’nın yol tarafında akşamları kurulan resim, hediyelik eşya vb. şeylerin satıldığı sokak pazarı.


Yeri gelmişken ben hemen bilgisini vereyim; plaja bakan binalardaki dairelerin fiyatları birkaç milyon dolardan başlıyormuş. Teras katlarının fiyatları ise uçukmuş zira dünyanın en kalabalık yılbaşı partileri bu plajlarda yapılmakta ve gece saat 12:00’de denizin üzerinde gerçekleşen havai fişek gösterileri ile meşhur ve tüm bu tantana en güzel bu dairelerin balkon ve teraslarında izlenebiliyor. Yılbaşı gecesi bu balkon veya teraslardan birinde takılmanın (yemek ve içki dahil) kişi başı fiyatı binlerce dolarmış.

Favella

Rio’nun en dramatik ve ilginç gerçekliği gecekondu mahalleleri, yani favellalar. Şehrin mutena semtleri denize paralel olarak plaj ve düzlüklerde gelişip çoğalırken, kimsenin ev yapmak aklına gelmeyecek ve yer yer 50-60 derecelik açıya sahip tepelerinde oluşan favellalar aslında bir nevi kurtarılmış bölgeler. Ev üstüne ev yapılan bu mahaller, özellikle içerilere doğru gidildikçe sokakların yok olduğu, kendi elektrik ve su sistemine sahip, belediye hizmetlerinin olmadığı yoksul halkın yaşadığı yerler.

Geçmişte mahalle sakinleri dışında kimsenin pek girmeye cesaret edemediği yerlerken şimdilerde bazı favellalarda gönüllüler ve STK’lar tarafından açılan, özellikle çocuk ve gençlere yönelik mahalle kreşleri, sanat ve müzik atölyeleri mevcut. Mahalle sakinleri de bu oluşumları desteklediğinden tanıdık ve güvenilir birilerini bulmanız durumunda favellalardan birini ziyaret etme ve bambaşka bir Rio ile tanışma şansınız olabilir.

Rio Karnavalı

Gelelim pek çok turistin Brezilya ve Rio de Janeiro’ya gitme sebebi olan dünyaca ünlü karnavala...

Brezilya’da her şehrin, her kasabanın koruyucu bir azizi var ve bu dini şahsiyetin adına her sene yapılan bir de kutlama. Hemen hemen her şehir ve kasabada farklı tarihlerde var olan bu kutlamada halk tabiri caizse cozutuyor.

1823 yılından beri düzenlenen Rio Karnavalının bugünkü ününe kavuşma sebebi ise tabi ki Samba. Samba okulları tüm yıl bu karnavala, daha doğrusu karnavalın en önemli etkinliği olan yarışmaya hazırlanılıyor. Resmi geçit töreni iki güne bölünmüş şekilde düzenleniyor ve her ekip kostüm, müzik, koreografi ve danslarına göre jüri tarafından değerlendiriliyor.

Yerli ve yabancı binlerce kişinin takip ettiği karnaval ve geçit töreni eski Rio’da bulunan Sambodromo'da yapılıyor. Bilet fiyatları US$50-US$3000 arasında değişiyor. 2014 yılında karnaval 28 Şubat – 04 Mart tarihleri arasında gerçekleşecek. 2015’de ise 13-18 Şubat. Bilet satın almak için aşağıdaki sitelere göz atabilir ya da bir seyahat acentesinden hizmet alabilirsiniz.

Carnival Bookers
Rio Carnival Tickets Guide
Rio Carnival Services


Brezilya Gezi Notları aşağıda linklerini paylaştığım beş bölümden oluşmaktadır;

Brezilya (Bölüm V) – Trancoso / Bahia

Brezilya’ya doğru yola çıkarken asıl planım Sao Paulo, Paraty ve Rio de Janeiro’yu gördükten sonra Foz da Iguazu’ya geçmek ve dünyanın en büyük ve muhteşem şelalesini, Iguazu’yu görmek, buradan da Uruguay’ın başkenti Montevideo üzerinden Sao Paulo’ya dönmek vardı.

Iguazu Şelaleleri
Fakat gerek daha önce Brezilya’ya giden Türk arkadaşlarımın gerekse Brezilya’da tanıştığım herkesin yorumu üç aşağı beş yukarı şu şekildeydi; Evet gerçekten çok güzel bir yer, etkileyici ve görülmeli ama tüm atraksiyon bir saat. O kadar yola, zamana ve paraya yazık... Iguazu yerine Bahia’ya git.

Ben de ‘Yol Gidenindir!’ diyerek rotayı Bahia’ya çevirdim... ve Goa’da yaşadığım zamanda pek çok arkadaşımdan methini duyduğum Trancoso’ya gitmeye karar verdim.

Porto Seguro

Trancoso’ya en yakın havalimanı karayolu ile bir saatlik mesafedeki Porto Seguro. Dolaysıyla Trancoso yolu, 1500 yılında Portekizlilerin Brezilya’ya ayak bastığı bölge ve ülkede kurulan ilk yerleşim yerinden geçiyor.

Rio de Janeiro’dan uçak ile bir saatlik mesafede olan Porto Seguro’ya ben yarım gün ayırdım. Tepelik alana kurulmuş olan tarihi şehri, sahil tarafında akşama doğru canlanan dükkanları, cafe ve restoranları ile ufak, şirin ama pek de etkileyici özelliği olmayan bir yer olduğuna kanaat getirdim.

Porto Seguro’daki en ilginç şey ise tarihi şehirde yer alan ve yöre insanının yarı amatör yarı ticari olarak gelen turistlere yaptığı capoeira gösterisi oldu. Benim önerim sevimsizliğine aldırmadan hemen beş adım yakındaki kahveye oturup bir bira söylemeniz ve gösteriyi oradan takip etmeniz olacaktır. Capoeira aslında spor ve dansla harmanlanmış bir savaş dansı.

Porto Seguro – Trancoso

Havalimanından yürüme mesafesinde olan Porto Seguro otobüs garından Trancoso’ya günde iki sefer var ve bu yol çok uzun sürmekte. Bunun yerine sahilin sonundaki limandan feribota binmeniz ve 10dakikada Arraial d’Ajuda’ya geçmeniz daha mantıklı zira buradan Trancoso hem daha yakın hem de daha sık minibüs var.

Trancoso

Hayalimdeki Trancoso; kasabanın dikdörtgen meydanı ‘Quadrado’da veya etrafındaki kahvehane ve barlarda takılan, Goa’da olduğu gibi yerli halkla bir arada yaşayan hippi ve gezginlerin keyifle vakit geçirdikleri bir yerdi.

Oysa hippiler, gezginler ve ağırlığı İsrailli olan rave parti tayfası elini ayağını Trancoso’dan çekeli epey zaman olmuş.

Quadrado'nun UNESCO korumasındaki binaları
Zira kasaba 2000’li yıllardan itibaren Brezilya’nın zengin ve posh şehirlileri tarafından işgal edilmeye başlanmış, fiyatlar bizim yaz sezonu Bodrum fiyatları ile yarışır hatta geçer hale gelmiş. Her sene Aralık-Ocak döneminde buraya doluşan bu yeni güruh o kadar yüksek bir talep ve buna bağlı harcama şekli yaratmış ki kasaba sakinleri iki ay çalışıp on ay yatar hale gelmişler. (Kazığı siz düşünün!) Yetmemiş, özel uçaklar için pisti olan dev bir golf sahası inşa edilmiş. Bir golf oyuncusunu heyecanlandıracağından eminim.

Kasım ve Şubat halen sessiz ve keyifli. Paraty’de olduğu gibi burada da pek çok lüks pansiyon (pousada) mevcut. Quadrado’ya olabildiğince yakın bir yerlerde kalmanızı tavsiye ederim ki yürüyerek her işinizi halledebilin. 3-5 kişilik bir grup iseniz ev tutmak çok daha mantıklı.

Plajlar

Coquerios Plajı
Trancoso’ya en yakın ve güzel plaj olan ‘Coqueiros’ meydandan yürüyerek 15dk mesafede. Quadrado’nun deniz tarafında yer alan ve UNESCO korumasında olan tarihi kilisenin sağ tarafından inen toprak yolu takip ederek ulaşabilirsiniz. Plajda yan yana beş-altı restoran mevcut. Denizi arkanıza verdiğinizde en solda kalan ‘Cabana do Andrea’ diğerlerine göre daha hesaplı ve her açıdan rahat ;) ‘Barraca do Jonas’ ise deniz mahsülleri ile ünlü lakin pahalı bir opsiyon.

Bunun dışında bir araç ya da motor ile ulaşabileceğiniz pek çok plaj mevcut. Espelho ve Nativos plajları bunlardan ikisi. Ben bir tam gününüzü Caraiva’ya ayırmanızı öneririm... hatta bir gece konaklamalı bile gidilebilir.

Hastalık – Yağmur – Baby Shower

Beklediğim gibi çıkmayan Trancoso bir de yağmur ve hastalık getirince iyice keyifsiz bir hale geldi. Yağmurlu üç günün en keyifli ve ilginç olayı ise bir arkadaşımın doğacak çocuğu için düzenlenen ‘baby shower’ partisi oldu. Trancoso’nun yerlisi bir sürü insanla tanıştım. Her biri Brezilya’nın ve dünyanın çeşitli yerlerinden kendini Trancoso’ya atmış güzel insanlardı. Tanıştığım en şaşırtıcı kişi ise 3,5 yaşındaki ENKİ oldu.

Bahia

Ben yağmurdan dolayı Sao Paulo’ya dönmeye ve müze gezmeyi tercih ettim ama siz hava durumlarını ayarlayıp (Kasım ayının ortalarından itibaren) giderseniz kuzeye doğru devam edin.

İklim Bahia’da aşağıya göre daha tropik olduğundan hem yıl boyu güneşin keyfini çıkarabileceğiniz plajlar, hem de görülecek bir sürü yer var. UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınan Salvador de Bahia bunların başında yer alıyor. Ayrıca pek çok sakin ve henüz zengin turist istilasına uğramamış pek çok küçük yerler mevcutmuş.

Trancoso – Sao Paulo

Trancoso’nun pazar yerinden iki saatte bir (sezonda saat başı) Arraial d’Ajuda’ya minibüs kalkıyor. Kalkış saatlerine pek uymadıklarından siz en az yarım saat önce gidin, minibüsün kalktığı yerde zaten bir kahve mevcut, oturup orada bekleyin.

Porto Seguro tarafına geçerken feribota tekrar para ödemenize gerek yok. Karşı tarafına geçtikten sonra tek başınaysanız motor-taksi ile kalabalıksanız normal bir taksiye binip hızlıca havalimanına ulaşabilirsiniz.

Porto Seguro – Sao Paulo uçuşu 2 saat sürmekte. Havalimanından şehre gidişin de en az 1 saat süreceğini düşündüğünüzde aslında Trancoso’dan Sao Paulo’ya gitmek yarım günden fazla sürmekte. Tüm Brezilya havayolları kötü servisi ve pahalı biletleri ile ünlü. TAM havayolları ise tam evlere şenlik... Çağrı merkezinde İngilizce konuşan yok ve bilet değişiklikleri tam bir kabus. Uçakta ise sadece meyve suyu servisi var, dolayısıyla havalimanında binmeden ya bir şeyler yiyin ya da yanınıza alın.

Brezilya Gezi Notları aşağıda linklerini paylaştığım beş bölümden oluşmaktadır;